Emily in Paris (2020)

Uzun bir süredir seyahat etme tutkumuzdan uzak kalınca çareyi eski fotoğraflarımıza, sosyal medyadaki gezi bloglarına bakmakta bulduk pek çoğumuz. Okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz filmlerde gezdik bu süreçte. İşte son dönemlerde bize Paris’i gezdiren, güzel ve keyifli hayaller kurmamızı sağlayıp, minik minik de planlar yaptıran bir mini dizi bolca karşımıza çıkar oldu. Emily in Paris.. Konusu oldukça bilindik olsa da arka fondaki Paris hepimizi kendine hayran bıraktı değil mi?

Pandemi döneminde yeni normal hayatımıza alışma dönemi ruhsal olarak biraz bizi yoruyor kabul edelim. Endişelerimiz de buna tuz biber oluyor. İşte böyle bir dönemde biraz kafa dağıtmak, biraz gülmek ve Paris’te dolaşmak için güzel bir seçenek olarak Emily in Paris karşımıza çıkıyor.

Emily, Chicago’dan Paris’e işi dolayısıyla geldiğinde dilini dahi bilmediği bu ülkede hızlı bir şekilde sürprizlerle dolu bir hayat kurmaya başlıyor. Fransız şirketinde kendini kabul ettirme süreci biraz sancılı geçse de kendisi gibi Paris’te yaşayan yabancılar ile kısa sürede dostluklar kurabilecek kadar da sıcak kanlı ve samimi.

Çok eski bir Paris apartmanının en üst katında yaşamaya başlarken daha ilk bölümde apartman katlarını sayma sırasında bile Fransız kültürünün şokunu yaşıyor. Komşusu ve daha sonra arkadaşı olan Gabriel ile iletişimi hafif romantizm kokusunu hemen yayıyor. Bunun yanında Çin asıllı arkadaşı Mindy ile kurduğu bağ da böyle kendinizi yabancı hissettiğiniz ama bu yalnızlığınızı kimseye çaktırmadan ortama uyum sağlamış gibi görünme çabanızdan kurtulmanın en güzel simgesi oluyor. Dertleşmek, günün değerlendirmesini yapmak, bazen sadece birlikte bir kahve içmek bile yeterli aslında. Ama Emily ve Mindy’nin arkadaşlıkları bundan da fazlasını içeriyor. Birbirlerini kendilerine güvenmeleri konusunda verdikleri destek kurdukları bağın daha da sağlamlaşmasını sağlıyor.

Photo by NMG Network on Unsplash

Eleştireceğim yönleri de yok değil tabii ki. Başından itibaren klişelerle dolu olacağını bildiğimiz bir dizi aslında. Ancak Emily dizinin başından sonuna kadar yeni bir kültür deneyimini Amerikanvari bir şekilde reddederek kendi doğrularında direten bir kişilik sunuyor. Bir reklam/danışmanlık şirketinin sosyal medya sorumlusu olarak bulunduğu ülkenin kültürel ögelerini hesaba katmadan, tüm kültürlerin özellikle genç jenerasyonun globalleşme adı altında “aynı sistemde/aynı dünyada” yaşadıklarını biraz da yüzümüze vura vura göstermiş oluyor. Fransız şirkete Amerikan bakış açısı kazandırma amacıyla gelişi bu şekilde aslında yerel kültürlerin günümüzde çok da değerli görülmediğini veya tüm yerleşik, gelenekselleşen kültürlere karşı Amerika “kültürü” baskısını hissettiriyor. Yaşadığı yerin dilini öğrenmeye karşı olan sabırsızlığı ve sıkılganlığı İngilizce konuşulan dünyada ana dilinden başka bir dile ihtiyacı olmamasının bir yansıması gibi.

Photo by Razvan Mirel on Unsplash

Yine de Emily’nin de dediği gibi gerçeklerden biraz olsun kaçmak adına romantik komedi bir dizi izlemeyi kim istemez? Bu açıdan dinlendirici ve keyifli bir hafta sonu için üzerine çok da düşünmeden izlenebilecek ideal bir dizi!

İyi seyirler!

Emily in Paris (2020)” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s