The Queen’s Gambit (2020)

Tarih derslerinde her zaman öğrencilere bir dönemi değerlendirirken bugünden bir bakış ile değil o çağın şartları altında bakmak gerektiği söylenir. Queen’s Gambit mini-serisi ile birlikte biz de 1950’lere dönerek dönemin dinamiklerine tanık oluyoruz.

Verilen ipuçlarından başarılı bir akademisyen ve matematikçi olduğunu anladığımız annenin özel yaşamında yaşadığı psikolojik travmaları dizinin arka planı. Kızını tek başına yetiştirmekte yaşadığı sorunların ardından aldığı travmatik bir kararın sonuçları o küçük kızın hayatını nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Bir yetimhanede tek başına yetişmek zorunda kalan bu baş karakter küçük kız bir gün okulun temizlik ve tamirat işleri ile uğraşan yaşlı adamın tek başına satranç oynadığına şahit oluyor. Herkesin içinde olan ama keşfedilmedikçe orada kalan yetenekleri gibi kız da satranca karşı olan yeteneğini keşfediyor. Aslında yalnızlığına bir dost, belirsiz arayışına bir amaç buluyor.

Satranç dünyasına resmi girişi ise evlat edinildikten sonra turnuvalara katılması ile başlıyor. Yerel turnuvalardan, uluslararası turnuvalara giden bu süreç hem çocukluğunun travmalarına, hem de ergenliğinin geçiş dönemine o kadar naif bir şekilde dokunuyor ki 7 bölümlük dizinin her bölümünde izleyeni bambaşka bir duyguya sürüklüyor.

Beth bu süreçte pek çok problemi çözmek zorunda kalırken aslında kafasını bu problemlerden ayıran ve onu yaşama bağlayan şey de satranç oluyor. Bu turnuvalarda rakip olarak karşı karşıya geldiği insanlar zamanla onunla omuz omuza mücadeleye girerek onu destekleyen dostları haline geliyorlar. Tıpkı satrançta her bir hamlenin oyunun seyrini değiştirdiği gibi Beth’in hayatına giren her bir insan da onun hayatına etki edebiliyor.

Dizi sadece konusuyla değil oyunculukları ve sinematografik çekimleri ile de çok ilgi çekiyor. Karakterlerin duygu değişimleri, bağımlılıkları, hayatlarına vermeye çalıştıkları düzen güzel bir kompozisyon içinde sunulurken izleyenleri şaşırtmayı başarıyor. Özellikle satranç turnuvalarının olduğu sahnelerde kamera açısının yakın-uzak çekimler ile izleyeni oradaymışçasına oyunun içine sokması tüm heyecanı sizin de yaşamanızı sağlıyor. Beth’in ruh hali her oyunun temasını oynanan rakibe, oynanan yere göre değiştiriyor ve bunu takip etmek keyifli bir hale geliyor.

Özellikle satranç alanında dönemin hakimi Rus oyuncuların karşısına çıkmadan dil öğrenme çabası ve satranç tahtasının başına oturduğunda da karşısındaki kişinin yalnız olmadığının farkına da bu dil sayesinde varması oldukça etkileyiciydi.

Walter Tevis’in 1983 yılında yayınladığı romanın uyarlaması olan Queen’s Gambit, 1950’lerde bir kadın olarak erkek egemen satranç dünyasında varlığını kabul ettiren güçlü bir karakter sunarken bir yandan da bu karakterin iç dünyasındaki zayıflıklarını ve bağımlılıklarını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitabın henüz Türkçe’si yayınlanmamış. Ama ben bu kadar beğenilerek izlenen bir dizi olmasından hareketle yakında çevrileceğini düşünüyorum.

Netflix dünyasından bu hafta başarılı ve sürükleyici bir dizi olan Queen’s Gambit’i sizlerle paylaştım. Sizler de bu diziyi izlediyseniz yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Bir başka yayında görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s