Kim Hye Jin – Kızım Hakkında Her Şey

2023’ün ilk kitap yorumu ile herkese merhaba! Umarım yeni yıl hepimiz için dilediğimiz şeyleri okuyabileceğimiz fırsatlar sunar.

Yeni yılın ilk yazısına yeni yayınlanmış bir kitap ile başlıyorum. Koreli yazar Kim Hye Jin’in Kızım Hakkında Her Şey isimli romanı 2023’ün Ocak ayında Sevda Kul’un Korece orijinal dilinden çevirisiyle İthaki Yayınları tarafından yayınlandı.

Kore’de ilk kez 2017 yılında 딸에 대하여 ismiyle yayınlanan Kızım Hakkında Her Şey’in Türkçe’ye kazandırılmasıyla güncel Kore Edebiyatı hakkında da bilgi sahibi olmamız çok anlamlı. Bu durum Kore Edebiyatı’na ülkemizde artan ilginin de bir yansıması aslında. Hem Kore’de gündemde olan problemlerin yansıması hem de uzun tarihi geçmişlerinin günümüzde yaşayan kuşaklara aktarılmasıyla edebiyata yansıyan gölgelenmiş veya bilinç altına işlemiş yaklaşımları okumak bize kültürel değerler hakkında da oldukça fazla bilgi veriyor.

Kızım Hakkında Her Şey, aslında ismiyle müsemma bir kız evlat hakkında annesinin bakış açısından kaleme alınan bir eser. Tek çocuk olan “Green”, ailesinin yoğun (belki de biraz fazla baskıcı yönlendirmesiyle) eğitim hayatının ardından bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Annesi ise eşini kaybettikten sonra kendi evinde yaşamına devam eden aynı zamanda bir bakımevinde yaşlıların bakımı işinde çalışarak günlerini geçiren bir kadın. Kızının son dönemlerde para ile ilgili konularda kendisini sürekli aramaya başladığı bir dönemde onların hayatlarına tanık olmaya başlıyoruz. Kızının yaşadığı maddi sıkıntıların nedenini anlayamayan, çıkış yolu bulamayan ve çözüm olarak onu yanına çağırıp birlikte yaşamayı öneren annesi büyük bir sürpriz ile karşı karşıya kalıyor. Çünkü kızı eve yalnız gelmiyor. Yedi senedir birlikte yaşadığı hayat arkadaşı “Rain” ile birlikte annesine dört aylık bir kira ödeyerek evdeki odalara yerleşen “Green” annesini kabullenmesi zor bir durumun içinde bırakıyor. Annesi önce onların aralarındaki bu ilişkiyi kendisi hazmedemezken, ardından diğer insanlar ne der, bu nasıl açıklanabilir gibi sorularla sürekli bir sorgulama içinde buluyor kendini. Zaman zaman bu sorgulamaları kızına ve hayat arkadaşına da iletse de zaman içinde gelişen olaylar, tanık olduğu şeyler ile durumun nasıl değişim gösterdiğini okuyoruz.

Anne karakteri bir taraftan yaşı itibariyle toplumun insanlar üzerine yüklediği bütün rolleri kabullenmiş ve kızının hayat seçimine de tam olarak bu rollerden bir bakış açısıyla yaklaşmış olarak ataerkil toplumlarda görülen “bireysel dertlerini unutup”, “el alem ne der” derdine düşen bir karakteri sunuyor. Ama buradaki fark romanda bu bakış açısının anaerkil bir açıdan ele alınması. Kızı “Green” karakteri ise gelişen dünya düzeninde insanların kalıplara sığdırılması konusunda bir karşı çıkış ortaya koyan, gerek kendi özel yaşamında gerekse iş ortamında bu ayrımcılığa ve kalıplaştırılmaya sesini çıkarmaktan korkmayan bir karakteri yansıtıyor. Özellikle üniversitede eşcinsel olmaları sebebiyle görevden atılan iş arkadaşlarının haklarını savunmasında geri adım atmayacağını hem topluma hem de annesine gösteriyor.

Anne ve kız arasındaki bağların yanı sıra annenin bir de bakımını yaptığı demans hastası Jen karakterimiz var. Hayatını bizim “anne” karakterinin bakış açısının tam aksine geçirmiş bir karakter Jen. Gençliğinde yurtdışında gezmiş, eğitim almış, başkalarının dertlerini kendine dert edinmiş ve hiç evlenmeden yaşlanmış bir kadın Jen. Annesi Jen’e bakarken, onun gençken yaptıkları hakkında bilgi sahibi olunca kendi içinde Jen’i eleştirse de diğer bir yandan kendinden yaşça oldukça büyük bir kadının bunları yapma cesaretini göstermesini de takdir ettiğini çok hafif bir tonda hissettiriyor okuyucuya.

Anne, Green, Rain ve Jen’in merkezde olduğu Kızım Hakkında Her Şey, kadın karakterlerin hakim olduğu, birbirinden farklı hayatları kendi dertleri içerisinde ele alan bir roman. Aynı toplumda yetişen ama çağın getirdiği değişimleri kendi yaşadıkları dönemlerde birbirinden farklı şekilde algılayan insanların romanı. Öncelikle yaşam ardından da yalnızlık, birliktelik, yaşlılık ve ölüm konularında okuyucuyu düşündürecek bir yanı da var.

Kızım Hakkında Her Şey romanının başarılı kurgusu üzerine yazarının kim olduğu konusunda da merak uyanıyor okuyucuda. Yazar Kim Hye Jin 1983 yılında Güney Kore’nin Daegu şehrinde doğuyor. 2012 yılında “Chicken Run” öyküsü ile Dong-a Gazetesi’nin edebiyat ödülünü kazandıktan sonra peşpeşe yayınladığı kitaplarla Kore’nin çağdaş yazarları arasında en çok okunan yazarlardan birisi oluyor. Yazarın bugün sizlere yorumunu paylaştığım Kızım Hakkında Her Şey eseri, Concerning My Daughter ismiyle İngilizce çevirisiyle de dünya çapında tanınmaya ve takip edilmeye başlanan bir yazar olarak anılmasına yol açıyor.

Sevda Kul çevirisinin ise özenli, detaylı ve Türk okuyucular ve Kore kültürüne aşina olmayan okuyucular için oldukça anlaşılır hale getirilen bir çeviri olduğunu söylemek isterim. Bazen bir kitabı elimize aldığımızda eser ne kadar güzel olursa olsun çevirinin akmaması ve sıkıntılı oluşu o güzel eseri bile yarıda bırakmamıza sebep olabiliyor. Ancak Sevda Kul birbiri ardına gelen çevirileriyle bu işi daha uzun bir süre özenli bir şekilde yapacağının sinyallerini bize veriyor.

Yazının en başında da söylediğim gibi Doğu Asya Literatürü’ne ilgi arttıkça hem çevirmen sayısı hem de basılan eser sayısında gözle görülür bir artış olması biz okurlar için muhteşem bir keyif. Daha nice çeviriler ile yepyeni yazarlarla tanışmak dileklerimle.

Yeni kitaplarda görüşmek üzere,

Hoşçakalın!

Jeong You Jeong – İyi Evlat

Merhaba,

Bu yayınımda sizlere tanıtmak istediğim eser Kore Edebiyatından dilimize orijinal dili Korece’den Göksel Türközü çevirisiyle kazandırılan Jeong You Jeong’un İyi Evlat isimli eseri. Doğan Kitap tarafından Haziran 2021 yılında yayınlanan İyi Evlat, Kore’de ilk kez 종의 기원 (Türlerin Kökeni) ismi ile 2016 yılında yayınlanmıştır.

Türkiye’de baskısının kapak tasarımına baktığımızda aslında bizi nasıl bir romanın beklediğini anlamak zor olmuyor. Elimizdeki bir cinayet romanı. Aile trajedisi ile birlikte tempoyu ve merak ögesini hep tetikte tutan gerilim dolu eser. Bu açıdan kitabın heyecanını kaçıracak ipuçlarını vermemeye çalışarak öyküsü hakkında biraz bilgi vermeye çalışacağım.

İyi Evlat kitabının baş karakteri küçüklüğünden beri annesi ve doktor teyzesinin kontrolü altında ilaç tedavisiyle normal bir yaşama adapte olmaya çalışan Han Yucin. Abisinin tersine içine kapanık bir çocuk olan Han Yucin, ailesinde yaşanan kayıplardan sonra annesi tarafından yapılan gözlemler sonucu bir doktor kontrolüne ihtiyaç duyulacak bir durumda buluyor kendisini. Yapılan kontrollerden sonra ömrü boyunca verilen ilaçların yanı sıra yoğun bir şekilde annesi tarafından gözetim altında tutulan bir çocuk. Yüzmeye olan üstün yeteneği ile madalyalar alan, spor yaparken herkesten uzaklaşıp kendi benliğini hisseden bu genç aslında bu yeteneğini sadece ilaçlarını almadığı zamanlarda yüceltebiliyor. Annesinden gizli bir şekilde ilaçlarını bıraktığı dönemlerde oldukça sağlıklı, enerjik ve normal hissediyor ancak 25 yaşına gelene kadar yaşadığı bazı ataklar onun hem fiziksel hem de ruhsal çöküntüsünde büyük rol oynuyor. Geçirdiği bu ataklar yüzünden de kendisine hastalığı hakkında hiçbir açıklama yapılmadığı için hastalığının “epilepsi” olduğunu düşünüyor. İlerleyen yaşlarda hukuk fakültesinde okuyan ve bu alanda yüksek lisans yapma aşamasındayken yaşadığı stres ile ilaç kullanmayı bıraktığında, geceleri annesi uyuduktan sonra gizlice evden kaçarak mahallede koşular yapmaya ve insanları gözlemlemeye başlıyor. İşte bu dönemde koşularından döndükten sonraki sabah kendisini evde üstü başı kan içerisinde ve keskin bir kan kokusu ile uyanırken buluyor. Ve geriye dönüp uyandığı gibi hatırlayamadığı olayların peşini zihninde tekrar canlandırıp sürerken bizler neler yaşandığına dair bilgi sahibi oluyoruz.

Roman Han Yucin’in uyandığı sabahtan itibaren yaklaşık 3 günlük bir süreyi ele alıyor. Hem neler olduğunu hatırlaması hem de kendisini toparlaması için bu 3 günlük sürenin nasıl geçtiğini öğreniyoruz. Yazarın verdiği detaylar, bazen kitabı okuduğumuz yerde buz gibi rüzgarlar estiren bazen burnumuza keskin kokuları getiren bir gerçekçilik içinde bir okuma sunuyor.

Jeong You Jeong, Kore’de gerilim türünde yayınladığı kitaplar ile ilgi çeken bir yazar. 1966 doğumlu yazar uzun bir süre hemşire ve sağlık alanında çalıştıktan sonra işlerinden istifa ederek yaşamını bir yazar olarak devam ettiriyor. Sağlık alanında çalıştığı aslında İyi Evlat isimli bu kitapta verilen bazı detaylardan da kendisini belli ediyor.

Yazar Jeong You Jeong’un İyi Evlat isimli kitabının yanı sıra Ekim 2022’de kendisinin dikkat çeken romanlarından Yedi Yıllık Karanlık isimli eseri Derya Çelik çevirisiyle Doğan Kitap tarafından Türkçe’de yayınlandı. Gelecek yayınlarımızda onun da tanıtımını yapmayı planlıyorum.

İyi Evlat isimli romanı okuduysanız değerli yorumlarınızı yorum olarak bekliyorum.

Gelecek yayınlarda görüşmek üzere,

Hoşçakalın!

Yukio Mişima – Dalgaların Sesi

Merhaba,

Yeni yayınımda Japon Edebiyatının sevilen isimlerinden Yukio Mişima’nın Dalgaların Sesi isimli eserini ele alacağım. Türkiye’de ilk kez Hürriyet Yayınları tarafından Zeyyat Selimoğlu çevirisiyle 1972 yılında yayınlanan eser, daha sonra Varlık Yayınları ve Can Yayınları tarafından da aynı çeviri ile basıldı.

Yukio Mişima tarafından 1954 yılında kaleme alınan Dalgaların Sesi, yazıldığı dönemle ilgili bir hikaye sunuyor okurlara. Kore Savaşı’nın sona erdiği ve etkilerinin Japonya’dan yavaş yavaş azalmaya başladığı dönemde şarkılar adası denilen Uta Jima’ya konuk oluyoruz. Tipik bir ada yaşantısında birbirini çok iyi tanıyan aileler, adayı çok iyi tanıyan bireyler bir arada yaşıyorlar. Ana kara ile bağlantısı çok sınırlı olan ve bu sınırlı dünya içinde ailelerin denize açılan erkekleriyle, denize dalan kadınlarıyla geçimlerini sağlayan bir ada Uta Jima. Hikayenin kahramanları da babasını kaybettikten sonra annesi ve kardeşinin sorumluluğunu üstlenen genç Shinji ile evlatlık verildikten sonra babası tarafından geri alınan genç kız Hatsue. Birbirlerini gördükleri andan itibaren birbirlerini sevmeye başlayan bu genç çift, küçük adada dedikodulara yol açsalar ve kızın babası tarafından görüşülmelerine izin verilmese de birbirlerini sevmekten vazgeçmiyorlar. Devamında kızın babasına bağlı gemilerden birine denizci olarak katılan Shinji burada babasının uyguladığı güven testine maruz kalıyor. Shinji’nin bu testten geçip geçemeyeceği romanın kırılma noktasını oluşturuyor.

Kitap konu itibariyle oldukça basit bir aşk hikayesi sunuyor gibi gözükse de dar açıdan Japon toplumu daha da geniş çerçevede ise ada yaşamının zorlukları, geçim şartları ve toplumsal düzen hakkında detaylı anlatımlar içermekte. Denizin insanlar üzerindeki etkisi ile doğa – insan etkileşiminin önemini oldukça yalın bir dille ele alıyor.

176 sayfadan oluşan romanı okurken dalga seslerini duyacağınız, tuzlu suyun tadını hissedeceğiniz ve fırtınanın yüzünüzü yakarcasına etkisini hissedeceğiniz bir dünya ile karşı karşıya kalacaksınız.

Blogumuzda Yukio Mişima’nın Yıldız isimli öyküsünden sonra ele aldığımız ikinci eseri Dalgaların Sesi oldu. Dilimize kazandırılan diğer eserlerini de zamanla okuyup yorumlamayı planlıyorum. Yukio Mişima okumalarına hangi eseri ile devam etmeli sorusuna yorumlarınızı bekliyorum.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere,

Hoşçakalın!