Byung Chul Han – İktidar Nedir?

Merhaba sevgili okuyucu,

Bu yayınımda farklı görüşleriyle, doğrudan günümüz dünyasına dair tespit ve eleştirileriyle bizi her zaman şaşırtan ve bir şeyler yazsa da/dilimize çevrilse de okusak dediğimiz Byung Chul Han ile buluşuyorum tekrar. İktidar Nedir? ismiyle Almanca orijinal dilinden Mustafa Özdemir’in çevirisiyle Türkçe’ye kazandırılan ve 2020 Eylül ayında İnsan Yayınları‘ndan yayınlanan bu eser 124 sayfadan oluşmakta. Sakın ola sayfa sayısının kısalığına aldanmayın! Çünkü Byung Chul Han her zamanki gibi az sayfada okuyucuyu düşünmeye sevk edecek yüzlerce şey söylüyor.

Toplamda 5 bölümden oluşan bu kitabı ben bölüm bölüm okumayı tercih ettim. Çünkü her bölüm içerisinde ele alınan konuda daha ileri okuma yapmak istemem biraz ağır ama nitelikli bir okuma yapmamı sağladı diye düşünüyorum. Kitabın bölümlerini sizlerle birlikte ele alalım.

1- İktidarın Mantığı; Kitabın ilk bölümünde yazar iktidar kavramının temellerine inerek aslında iktidarın ortaya çıkmasında gerekli olan Ego ve Alter üzerinde hassas bir şekilde duruyor. Weber’e, Luhmann’a, Canetti’ye, hatta Kafka’nın çalışmalarına yer verdiği bu bölümde iktidar kavramının farklı yorumları üzerinde duruyor. Farklı iktidar biçimlerini arkaik çağlardan günümüz toplumlarına kadar incelerken kendisi iktidarın kendi gücü ve tarafları arasındaki mücadelenin bir özetini sunuyor.

Gerçek anlamda iktidarı oluşturan şey, taraflardan birinin ölümüne mücadelesi değil, bu mücadelenin hiç yaşanmamasıdır. s.28

2- İktidarın Semantiği; İktidarın anlam ile ilişkisine dokunduğu bu bölümde Byung Chul Han, anlamlandırmanın temeli olan dil ve iletişime odaklanıyor. Bir olguyu anlayabilmek, başkasına anlatabilmek ve hızlıca onun hakkında karar veren taraf olmak iktidar kavramının oluş sürecinde ele alınıyor. Bu bölümde ağırlıklı olarak iktidarın semantik etkilerini incelerken Foucault’ın “iktidarın üç teknolojisi”ni irdeliyor.

…bir “şeyin” tarihi aynı zamanda bir iktidar tarihi(dir) ve “sürekli olarak yeni yorumlamaların devam ettirilen işaretler zinciri”dir. s.34

3- İktidarın Metafiziği; İçselleştirme kavramından hareketle iktidarın nasıl karşı çıkılamaz bir hale geldiğine dair farklı bakış açılarını sunan yazar, “baskı” veya “olumsuzluk” olarak taraflarda bir ruhsal isyan ortaya çıkaran iktidarın kapsayıcı özelliğini ve “uzlaşabilme” metaforunu okuyucuya sunuyor.

İktidar, ötekinde kendinde olma becerisidir. s. 57

4- İktidarın Politikası; Carl Schmitt’in iktidar sahibinin olağanüstü hale karar veren kişi olduğuna dair yorumundan yola çıkarak başlayan bu bölümde Byung Chul Han, iktidar sahibin çevresindeki “bekleme salonu”na kısaca bir göz atıyor. İktidar ve şiddetin dozları arasında dolaşırken iletişimsel kanallarına inerek toplum tarafından algılanış biçimini ele alıyor.

Politik iletişim, stratejik eylemden ayrılmadığı sürece, politika her zaman bir iktidar politikasıdır. s.92

5-İktidarın Etiği; Kitabın son bölümünde iktidarın bölgesel bağlarını gevşeten küreselleşme olgusu incelenmekte. İktidarın “merkezileştirici” özelliğinin, küreselleşme faaliyetinde iktidarın etiği açısından nasıl bir rol oynadığına yer veriliyor. Özellikle bu bölümün öne çıkan kavramı; özgürlük oluyor. Çünkü bu merkezileşme içerisinde bireyin kendi kendine karar verme doygunluğuna ne kadar ulaşabileceği sorunu dikkat çekici bir noktaya geliyor.

İktidarın, kendini arzulama özelliği vardır. s.105

Byung Chul Han, pek çok filozofun görüşlerine yer verdiği kitaplarında günümüz dünyasında sürekli kullandığımız kavramların aslında ne anlama geldiği ve gelebileceği üzerine harika okumalar sunar. Sitemizde daha önce sizlerle Güzeli Kurtarmak ve Şeffaflık Toplumu eserlerini paylaşmıştık. Dilimize çevrilen diğer eserlerini de paylaşmaya devam edeceğiz. Sizler de Byung Chul Han okumalarında bizlerle yorumlarını paylaşırsanız seviriniz.

Bir başka eserde görüşmek üzere,

Hoşçakalın!

Bülent Somay – Bir Şeyler Eksik / Aşk, Cinsellik ve Hayat Hakkında Bilmek İstemediğimiz Şeyler

Bir Pazar sabahı elim Bir Şeyler Eksik’e gitti Bülent Somay’dan. Daha önce hiçbir kitabını okumamış hakkında hiçbir şey bilmediğim bir yazarın ilk okuyacağım eseri kitap alışverişi sepetime önce “Bir Şeyler Eksik / Aşk, Cinsellik ve Hayat Hakkında Bilmek İstemediğimiz Şeyler” ismiyle ardından da Michelangelo’nun “eksik” Davud heykeli olan kapak tasarımıyla çektiği ilgim dolayısıyla girdi.

Kitabın ismi iddialıydı. Bilmek istemediğimiz şeyler üzerine konuşacağımız, daha doğrusu yazarın konuşup bizim dinleyeceğimiz/okuyacağımız şeyler günlük yaşamda iç içe olduğumuz ancak üzerine “hayat koşturmacası” bahanesiyle çok da düşünmediğimiz kavramlardı. Başlangıcından itibaren bir sorgulamanın ve kayda değer cevap bulma derdi olmadan birbiri ardına gelen düşüncelerin tartışmaya sunulması yani bir deneme türü eser olarak dert edinilen konular üzerindeki fikir beyanı ile bizi eline alan bir kitap. Gerek sinema, gerek kitap, gerek müzik/şarkı sözleri örnekleri gerekse birbirinden farklı düşünürler ve toplumsal olarak zihnimize işlenmiş olan “kalıplaşan” düşüncelerden örnekler okur olarak bizlerin zihin dünyamızı birkaç saatliğine meşgul edecek kadar zengin.

Toplamda sekiz bölümden oluşan kitap, her bölümde hem birbirinden farklı hem de birbiriyle iç içe kavramlar arasında gidip gelirken içerdiği olaylar, durumlar, düşünceler üzerine yazılarla, yazarın hem çok tanıdık hem de çok yabancı olduğunu hissettiriyor bize. Yazarla aynı toplum ve kültür ile iç içe olmamız, kitapta ele alınan kavramlara tanıdık bir bakış sunmakta. Bu açıdan bizleri bir taraftan güldürmesi ve bunun bir tanışıklık hissi uyandırması ile hepimizin birbirimizden bambaşka bir hayatın içinde olmamız, aynı toplumda yetişerek “bireysel” olarak farklı olmamız ve bu farklılığın düşüncelerimizde yarattığı zenginliğin farkına vardırması okuyucu için büyük bir keyif.

Ancak bu keyfin de, metnin içinden çıkarılacak farklı anlamların da kişiden kişiye nasıl değişeceği kitaptan yapacağım şu alıntıyla daha da netlik kazanacaktır görüşündeyim;

…bir metnin (bir romanın, şiirin, filmin, politik bir manifestonun) yazarı / yönetmeni tarafından nasıl anlamlandırıldığı, bizim onu anlamlandırma çabamızda önemli bir yer tutmaz. Nasıl tutabilir ki zaten? Bizim aradığımız şey o metnin (yazarı tarafından tasarlanıp içine yerleştirilen) hakikati değil, kendi hakikatimiz. s.17

Metinlerde anlam avına çıkmışken kendi hakkımızda keşfettiğimiz hakikatler, aslında birbirimizle iletişim kurmanın, anlaşmanın, ortak yanlar bulmanın, ve en nihayet, ortak faaliyet ve eylem alanları yaratmanın ön şartıdır. s.17

Özellikle kendi içimizdeki hakikati arayış çabamız eksik gördüğümüz veya eksikliğinin farkında olmadığımız halde gördüğümüzde/okuduğumuzda/duyduğumuzda eksikliğini hissederek hüzün / kıskançlık / öfke duyduğumuz parçamızı da, bazen farkında olmadan, bulma arayışımızdan ileri geliyor.

Yine aynı şekilde birbirimizin farklılığını ve her şeyin bu farklılık ile anlamlandırma yolunda bizi ayrıştıracağını belirten şu cümleler aklıma kısa zaman önce okuduğum Osman Çakmakçı’nın Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog* isimli kitabını getirdi. Bülent Soymaz bu konuda şöyle diyor;

Öznelerin öncesinde ve onlar olmasa da gene var olacak bir “Gerçek” tabii ki vardır; ancak o “Gerçek” sembolik düzenin, yani insanların dil yoluyla/dil olarak kurdukları düzenin terimleriyle algılanabilir/anlaşılabilir değildir. “Gerçek”i geçici bir an olsa bile anlamlandırabilir kılmak, ona bir anlam, değer, yanlılık ve amaçlılık yükleyebilmek için, gene aynı geçici an için dili dil-ötesine dönüştürmek, öznelerarası alanda özne-aşırı bir ortak özne / nesne yaratmak gerekir… s.18

318 adet numaralandırılmış “aforizmalar şeklinde kurulmuş bir deneme kitabı” olan Bir Şeyler Eksik Metis Yayınları tarafından ilk olarak 2007’de basılmış. Ben kitabın Haziran 2020’de basılan 8. Baskısı üzerinden yaptığım okumayı Bülent Somay’ın diğer kitapları ile de sürdüreceğim düşüncesiyle tamamladım.

Bir başka yayında görüşmek üzere hoşçakalın..

*Osman Çakmakçı, Konuşmanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 8. Basım, 2020

Byung Chul Han – Güzeli Kurtarmak

Merhaba, 

Kore akademik serimizde bu yayınımda Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı Han Byung Chul’ün Türkçe’ye Güzeli Kurtarmak olarak çevrilen eserini tanıtacağım.

Yaklaşık 30 yıldır Almanya’da yaşayan ve çalışmalarını orada sürdüren Güney Koreli yazar hakkında daha önce Şeffaflık Toplumu yayınımızda bilgiler vermiştik. Bugün tanıtacağımız eseri Güzeli Kurtarmak Türkçe’ye İnsan Yayınları tarafından 2018 yılında kazandırılmıştır.

İlk olarak 2015’te Almanya’da yayınlanan Güzeli Kurtarmak (Die Errettung des Schönen) orijinal dili olan Almanca’dan Türkçe’ye Goethe Enstitüsü’nün katkıları ile Kadir Filiz tarafından çevrilmiştir.

Toplamda 87 sayfa olan kitap arka kapağında da belirtildiği gibi akademik alanda sıkışıp kalan felsefi kuramları güncel hayatımızın tam ortasına koyarak bir hesaplaşma yapmaya okurları davet ediyor.

Han Byung Chul, Güzeli Kurtarmak ismini verdiği kitabını 14 bölüme ayırmış ve her bölümde güzellik algısının farklı yönlerden anlamlandırılması adına bir çalışma içerisine girmiş. Belki de anlamlandırmaktan ziyade Platon ve Aristo’nun ele aldığı güzellik kuramının yüzyıllar boyunca geçirdiği dönüşümü kronolojik bir sıralamanın aksine farklı temalar ile sunduğunu söylemeliyiz. Han Byung Chul, kitabında yaptığı alıntılar ile insanlık tarihi boyunca bu kavramın nasıl ele alındığını bizlere sunarken konu hakkında ileri araştırma yapmak isteyenlere de kaynaklarını sunuyor.  

Röportajlarında da yaptığı işin aslında mevcudu izah etmeyi denemekten ibaret olduğunu, “Şey”lerin iç yüzünü görebilmenin çok zor olduğunu bu yüzden de daha fazlasını görmeye çalıştığını- görebilmeyi öğrendiğini ifade ediyor. Bu bağlamda gördüklerini kaleme aldığını ve kitaplarının görülmesini istenmeyen şeyleri ele aldığını ve bunlara işaret ettiği için okuyucuları yaralayabileceğini söylüyor.

Güzeli Kurtarmak kitabı da bu açıdan yaralayıcı bir savunma kitabı olarak görülebiliyor. Çünkü kitap ilk olarak pürüzsüz bir güzellik kavramı ile açılışı yapıyor. Pürüzsüz güzelliğin modern denilen dünyada nasıl kabul görmeye başladığını ve güzellik kavramının herhangi bir pürüze mahal vermeyecek şekilde içinin boşaltıldığını ele alıyor. Han Byung Chul bu eleştirisi ile birlikte güzellik kavramının asli olarak pürüzsüzlükten ibaret gelmediğini bunun içerisinde metafor olarak örtülü kalması gereken noktaların bulunması gerektiğini, yaraların, felaketlerin ve hakikatlerin de bu kavramın içerisinde ayrılmaz bir bütün olarak kabul görülmesini savunuyor.

Güzellik idealinin pürüzsüz cilt, pürüzsüz zemin, pürüzsüz siyaset ve pürüzsüz aşk ile sınırlandırılmasından duyduğu rahatsızlığı okuyoruz. Güzeli nelerden ve neden kurtarmak zorunda olduğumuza dair okunması gereken eserlerden birisi. 

Bu yayınımda 2018’de dilimize kazandırılmış olan ve günümüz dünyasında kaybolmaya yüz tutan güzel kavramı hakkında düşünmek ve sorgulamak isteyenlere bir rehber niteliğinde olan Güzeli Kurtarmak kitabını sizlere tanıttım.

Gelecek yayında bir başka eser ile görüşmek üzere,

Hoşçakalın!

Röportajı buradan okuyabilirsiniz.

Youtube kanalımızda yukarıda okuduğunuz yazının podcastini dinleyebilirsiniz;