Country at Heart (2020)

Country müziği sevenlerden misiniz? Peki içinde Country Müziği olan filmler ilginizi çekiyor mu? Cevap evetse tam aradığınız filmlerden birini daha buldunuz. Hafta sonu karantinalarının vazgeçilmez film ve dizi arayışlarınız arasında yer verebileceğini müzikal ve romantik bir film var elinizde.

Başkarakter Shayna ailesinden uzakta çocukluk hayalinin peşinden müzisyen olmak için sürekli seçmelere giren, sesini insanlara duyurabileceği her yerde çekinmeden şarkı söylemeye devam eden genç bir kadın. Her insanın denemekten ve görmeyi hakettiğini inandığı karşılığı göremediğinden usandığı gibi Shayna’da bir süre sonra hayal kırıklığı, iç sıkıntısı ve moral bozukluğu ile babasının çiftliğine Silverado’ya geri dönüyor. Tesadüfe bakın ki Shayna’nın babasının çiftliğinde, Silverado’da, o haftasonu bir sonbahar festivali yapılıyor. Kasaba festival için hayli heyecanlı ve başı kalabalık.

Bu sırada çok ünlü bir country müziği sanatçısı olan Duke’un şirketi onun yeni albümünde kullanmak üzere Duke’un çok eski arkadaşı olan Grady’den şarkı istiyor. Aralarının pek de iyi olmadığını ve her zaman hafif üzgün bakışlar ile kalp kırıcı bir hikayelerinin olduğunu seziyoruz bu iki arkadaşın. Grady, Duke için şarkı yazmak üzere gerekli ilhamı bulamadığı için onun haftasonu sahne alacağı Silverado’ya gidip biraz keşif yapmak istiyor. Çünkü yetiştirebilirse şarkıyı yazacak ve Duke’un o haftasonu söylemesini sağlayacak.

Eee Silverado küçücük bir kasaba.. Shayna ve Grady’nin birbirlerini keşfetmeleri ve arkadaşlık kurmaları uzun sürmüyor. Grady onun müzisyenliğine gün be gün tanık olurken Duke için yazılması gereken şarkı için birlikte çalışmaya başlıyorlar.

Credit: ©2019 Crown Media United States LLC/Photographer: Shane Mahood

Konusu ve işlenişi itibariyle çok komplike bir film değil. 1 saat 30 dakikalık bir keyifli zaman sağlıyor. Ama bu zaman sunulan görüntüler ve keyifli müziklerle boşa geçen bir zaman olmuyor.

Özellikle ben son zamanlarda insanları maskesiz görmeyi ne kadar özlediğimi fark ediyorum filmleri izlerken. Müzik festivalleri, kalabalık eğlenceli akşam yemekleri, arkadaşlarla keyifli oyunlar ve danslar..

Normal sandığımız şeyler artık özlem duyduklarımıza dönüştü. Sahi bir daha hepimiz normalleşebilecek miyiz gerçekten?

Yoksa maskelerimizi çıkardığımızda, konserlere vs. gidip normal gibi davranırken aklımızda hep 2020’nin bu karanlık anormalliği mi gelecek..?

Lily and Dash (2020)

Klasik Amerikan gençlik dizilerinin Noel ve Yılbaşı temalı eğlenceli dizilerinden biri diye başlarsam muhtemelen yazıyı kapatacaksınız. Ben de bu tarz bir diziyi izlemek konusunda kararsız kalırdım. Ancak şöyle bir göz atayım diyerek kendimi 8 bölümü de izleyip bitirivermiş buldum. Tıpkı bir iki tane yiyip bırakmaya karar verdiğim ama sonunda dibini gördüğüm cipsler gibi.

Neden bu kadar sürüklediğine gelince ilk sebep dizinin New York’ta bir kitapçıda başlıyor oluşuydu: Strand. Strand çok uzun zamandır gitmeyi istediğim kitapçılar listesinde yer alan bir kitapçı. Evet sadece kitap listeleri değil, kitapçı ve kütüphane listeleri tutmak da bence çok keyifli.

Kaynak: nydailynews

17 yaşındaki Lily abisinin tavsiyesi ile kuzeninin çalıştığı Strand’de sevdiği kitapların arasına kırmızı bir defter saklıyor ve bu defter aracılığıyla yeni yıl ruhunu paylaşabileceği ve yeni yıl mucizesini gerçekleştirebileceği birisini oyuna davet ediyor. Doğruluk mu cesaret mi oyununun gerçek hayatta hiç tanışmamış iki kişi tarafından bir defter üzerinden oynandığına tanık olduğumuz bir dizi. Kitapçının içinde farklı kitapların aralarında gizlenmiş ipuçlarını bulmak çok eğlenceli olsa gerek.

Lily ve Dash bambaşka bir kültür ve çevrede büyüseler de ortak ilgi alanları kitaplar olunca çok iyi anlaşabileceklerini düşünüyorlar. Çünkü aslında ikisi için de kitaplar yalnız yaşamlarında sığınabilecekleri bir dünya sunuyor onlara. Lily’nin hayatı tamamen Asya kökenli ailesi ve tuhaf davrandığı için arkadaşları tarafından dışlandıktan sonra takıldığı yetişkin koro grubundan oluşuyor. Kendi elbiselerini kendi diken tatlı kızın oyun arkadaşı Dash ise çektiği aşk acısının ardından tüm arkadaşlarını ve ailesini kendinden uzaklaştırarak yalnız bir Yeni Yıl tatili geçirmenin peşinde. Tabi bu yeni yılda kendisini en huzurlu hissettiği yer de bir kitapçı.

Aile bağları, dostluklar, yeni deneyimler ve romantizm kokulu Yılbaşı temalı filmleri, dizilerini izlemek için belki biraz erken ama keyifle geçireceğiniz bir hafta sonu için ideal.

Dizinin Rachel Cohn tarafından yazılan aynı isimli üç kitaplık serisinin ilk kitabının ekrana uyarlanmış hali olduğunu da ekleyeyim. Diğer kitaplar ile dizi devam eder mi, hep birlikte göreceğiz.

Keyifli seyirler.

The Queen’s Gambit (2020)

Tarih derslerinde her zaman öğrencilere bir dönemi değerlendirirken bugünden bir bakış ile değil o çağın şartları altında bakmak gerektiği söylenir. Queen’s Gambit mini-serisi ile birlikte biz de 1950’lere dönerek dönemin dinamiklerine tanık oluyoruz.

Verilen ipuçlarından başarılı bir akademisyen ve matematikçi olduğunu anladığımız annenin özel yaşamında yaşadığı psikolojik travmaları dizinin arka planı. Kızını tek başına yetiştirmekte yaşadığı sorunların ardından aldığı travmatik bir kararın sonuçları o küçük kızın hayatını nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Bir yetimhanede tek başına yetişmek zorunda kalan bu baş karakter küçük kız bir gün okulun temizlik ve tamirat işleri ile uğraşan yaşlı adamın tek başına satranç oynadığına şahit oluyor. Herkesin içinde olan ama keşfedilmedikçe orada kalan yetenekleri gibi kız da satranca karşı olan yeteneğini keşfediyor. Aslında yalnızlığına bir dost, belirsiz arayışına bir amaç buluyor.

Satranç dünyasına resmi girişi ise evlat edinildikten sonra turnuvalara katılması ile başlıyor. Yerel turnuvalardan, uluslararası turnuvalara giden bu süreç hem çocukluğunun travmalarına, hem de ergenliğinin geçiş dönemine o kadar naif bir şekilde dokunuyor ki 7 bölümlük dizinin her bölümünde izleyeni bambaşka bir duyguya sürüklüyor.

Beth bu süreçte pek çok problemi çözmek zorunda kalırken aslında kafasını bu problemlerden ayıran ve onu yaşama bağlayan şey de satranç oluyor. Bu turnuvalarda rakip olarak karşı karşıya geldiği insanlar zamanla onunla omuz omuza mücadeleye girerek onu destekleyen dostları haline geliyorlar. Tıpkı satrançta her bir hamlenin oyunun seyrini değiştirdiği gibi Beth’in hayatına giren her bir insan da onun hayatına etki edebiliyor.

Dizi sadece konusuyla değil oyunculukları ve sinematografik çekimleri ile de çok ilgi çekiyor. Karakterlerin duygu değişimleri, bağımlılıkları, hayatlarına vermeye çalıştıkları düzen güzel bir kompozisyon içinde sunulurken izleyenleri şaşırtmayı başarıyor. Özellikle satranç turnuvalarının olduğu sahnelerde kamera açısının yakın-uzak çekimler ile izleyeni oradaymışçasına oyunun içine sokması tüm heyecanı sizin de yaşamanızı sağlıyor. Beth’in ruh hali her oyunun temasını oynanan rakibe, oynanan yere göre değiştiriyor ve bunu takip etmek keyifli bir hale geliyor.

Özellikle satranç alanında dönemin hakimi Rus oyuncuların karşısına çıkmadan dil öğrenme çabası ve satranç tahtasının başına oturduğunda da karşısındaki kişinin yalnız olmadığının farkına da bu dil sayesinde varması oldukça etkileyiciydi.

Walter Tevis’in 1983 yılında yayınladığı romanın uyarlaması olan Queen’s Gambit, 1950’lerde bir kadın olarak erkek egemen satranç dünyasında varlığını kabul ettiren güçlü bir karakter sunarken bir yandan da bu karakterin iç dünyasındaki zayıflıklarını ve bağımlılıklarını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Kitabın henüz Türkçe’si yayınlanmamış. Ama ben bu kadar beğenilerek izlenen bir dizi olmasından hareketle yakında çevrileceğini düşünüyorum.

Netflix dünyasından bu hafta başarılı ve sürükleyici bir dizi olan Queen’s Gambit’i sizlerle paylaştım. Sizler de bu diziyi izlediyseniz yorumlarınızı paylaşırsanız sevinirim.

Bir başka yayında görüşmek üzere.