Han Kang – Çocuk Geliyor

Merhaba,

Koreli yazarların Türkçe’ye kazandırılan edebiyat eserlerinden bugün sizlere tanıtacağım eser 2016 Man Booker ödüllü bir yazar olan Han Kang’ın (한강) Çocuk Geliyor isimli romanı.

Orijinal ismi 소년이 온다  olan eser Göksel Türközü’nün çevirisi ile April yayıncılık tarafından 2019 yılında yayınlandı.

Çocuk Geliyor isimli romanın konusuna hakkında bilgi vermek aslında Kore tarihinin hala çok fazla konuşulmayan konularından birisine de değinmeyi gerektiriyor. 1980 yılında Kore halkının demokrasiye duyduğu özlemin yeni bir diktatör tarafından engellenmesine karşı giriştiği harekete, 18 Mayıs Gwangju (5·18 광주 민주화 운동) olaylarına gidiyoruz. General Chun Doo-hwan (전두환)’ın 12 Aralık 1979’da gerçekleştirdiği darbe ile kurduğu sıkıyönetime karşı gerçek bir demokrasiden yana olan halkın yavaş yavaş örgütlendiği büyük eylemler düzenlediği bir süreci yazar Han Kang Çocuk Geliyor isimli kitabının arka planı olarak alıyor. Özellikle 18 Mayıs’ta başlayan ayaklanmada halkın ve üniversite öğrencilerinin üzerine uygulanan askeri baskı ve tutuklananlara uygulanan işkencelerin bireysel açıdan kişilerin üzerlerinde bıraktığı etkileri işliyor.

Yaşanan olayların tamamen Gyeongju’da kalmasından yana olan hükümet ve askeriye orada yaşananların üzerini uzun bir süre kapatmış olmasına rağmen son 30 yıldır araştırmacıların katkıları ile etkisinin ne kadar uzun bir süredir devam ettiğinin de göstergesi oluyor. Kore tarihinde demokrasi hareketi açısından bir dönüm noktasını temsil eden bu ayaklanma aslında Han Kang’ın da çocukluğunda tanık olduğu ancak yaşı gereği çok iyi anlamlandıramadığı bir olay. Ancak özellikle kitabın son kısmında Karla Kaplı Lamba bölümünde kendisinin bu olayları araştırma sürecini okuyucu ile paylaşması çok etkileyici.

Kaynak: ltikorea

Yazar, Kitapta ele aldığı karakterlerin geçmişleri, o dönemde yaşadıkları ve 30 yıl sonrasında hissettiklerini birebir hissedebileceğimiz derecede etkili bir anlatıma sahip. Çocuk Geliyor kitabında da yazdığı diğer romanlarda olduğu gibi okuyucunun ruhunu yakalayan ve görmezden gelinenleri fark ettirmek için sarsıyor. Kitapta verdiği detaylar ile de okuyucuyu acımasız ölümlerden çıkan ruhların peşine düşürüyor. 

İnsanlığın ne olduğuna dair zihinlerde büyük bir soru işareti bırakacak olan ve uzun süre etkisini üzerinizde hissedebileceğiniz Çocuk Geliyor kitabını herkese tavsiye ediyorum.

Ek olarak da bu dönemin insanlar üzerindeki etkisini çok naif bir şekilde ele alan Taxi Driver (2017) Kore filmini de sizlere önermek istiyorum. Daha sonra Taxi Driver ile ilgili bir yazı da yayınlamak planlarım arasında.

Bir sonraki yayınımızda görüşmek üzere, hoşçakalın.

Han Kang’ın 217 yılında yayınlana Vejetaryen isimli kitabı hakkındaki yazımızı bu linkten; 2021 yılında yayınlanan Beyaz Kitap yazımızı bu linkten okuyabilirsiniz.

Youtube kanalımızda yukarıda okuduğunuz yazının podcastini dinleyebilirsiniz;

Kim Un Su – Komplocular

Merhabalar,

Bugün sizlere Kore Edebiyatı’ndan dilimize kazandırılan ve gerilim türüyle hafızalarda unutulmaz detaylar bırakan bir roman olan Kim Un Su (김언수)’nun Komplocular isimli romanını tanıtmak istiyorum. 

Komplocular isminden ve konusuyla oldukça uyumlu bir şekilde tasarlanan kitap kapağından anlaşılabileceği üzere bizleri Kore’nin karanlık dünyasına sürükleyen bir kitap. Baş karakterimiz Reseng’in peşinden bambaşka sebeplerle komplocuların eli, ayağı, gözü, kulağı olan insanların arasında buluveriyoruz kendimizi. Aslında Reseng’in peşinden kitap boyunca ilerlemek bizleri her sayfada daha da tedirgin ederek hafif bir gerilime yol açıyor.

Ancak kütüphanenin merkezde olduğu hayatları ve suikastçıların birbirleri ile ve hayat ile olan ilişkilerini ve sorgulamalarını okumak bu gerilime değiyor.

Bir çöp tenekesinde bulunup bir kütüphanede yetiştirilen hiç okula gitmemesine rağmen kendi kendine okumayı öğrenerek ilgili ilgisiz kendi dikkatini çeken kitapları okuyup yaşadığından bambaşka bir hayatın da mümkün olduğunun farkında olan Reseng. Baş karakterin suikastçı olarak verilen görevleri sorgusuz sualsiz yerine getirme süreci içerisinde kaçınılmaz olarak kendisini de hedef tahtasında hissettiği anda hayatında meydana gelen değişimleri izliyoruz roman boyunca. Evet okumakla kalmıyor izliyoruz. Çünkü yazar Kim On Su kalemiyle öyle güzel detaylar vererek bizleri o dünyaya sokuyor ki sanki Reseng’i evindeki kedileriyle birlikte bekliyoruz, Kıl Yumağı’nın yasadışı krematoryumunda kül kokularını duyabiliyoruz, Kütüphane’nin tozlu raflarında kitapları karıştırırken İhtiyar Rakun’un ansiklopedi okurken çıkardığı mırıltıları uzaktan dinleyebiliyoruz. Her detay romanda geçen karakterleri ve mekanları tarif etmekten öte okuyucuya net bir biçimde hissettirecek kadar güçlü kullanılmış.

Başlangıçta bu karanlık romana girmekte tereddüt edebilirsiniz. Ancak gerilim ve bir suikastçinin yaşamı ve düşünceleri hakkında duyduğunuz merak bu tereddütü yenecek ve hafif hafif gerilirken kendinizi bir solukta romanın sonunda bulacaksınız.

Bu güçlü roman Kore’nin arka sokaklarında dönen siyasilerin ve sonrasında da şirketlerin kullanmaya başladıkları suikastçıları konu alırken bir taraftan da bu işlerin nasıl gözler önünde gerçekleştiğini de konu alıyor. Aynı yerden Köpek Kütüphanesi’nden çıkan okula bile gitmeden okumayı öğrenen Reseng ile Stanford Üniversitesi’ne gönderilerek toplum tarafından saygın bir konuma konuşlandırılan ve çevresini genişleten Hanca’nın mücadelesi dikkat çekici. 

설계자들 ismiyle 2010 yılında Kore’de yayınlanan roman 2019 Ekim ayında Göksel Türközü’nün Korece’den çevirisi ile Doğan Kitap tarafından dilimize kazandırıldı. Yazar Kim Un Su da kitabının Türkiye’de yayınlanmasının hemen ardından bir diğer Koreli yazar Choe Yun ile birlikte Kasım ayında, 2019 Kore Edebiyatı Haftası’nda Türkiye’ye gelerek okuyucuları ile buluştu. İstanbul, Ankara ve Kayseri de romanı ve yazarlık kariyeri hakkında söyleşiler yaptı ve kitaplarını imzaladı. Choe Yun’un da dilimize kazandırılan Manken isimli romanını bir diğer yayınımızda sizlere tanıtacağız.

Kim Un Su’yu biraz daha tanımak ve diğer eserlerinin neler olduğuna göz atmak istediğimizde karşımıza şu bilgiler çıkıyor. Yazar 1972 yılında Güney Kore’nin deniz kıyısındaki güzel kenti Busan’da doğuyor. 경희대학교 üniversitesinde Kore edebiyatı üzerine lisans ve yüksek lisansını tamamladıktan sonra 2002 yılında yayınladığı kısa öyküsü Easy Writing Lessons” (참 쉽게 배우는 글짓기교실) ile yazarlık kariyerine başlıyor. Kitapları pek çok dile çevrilen yazarın Türkçe’deki tek eseri bugün tanıtımını yaptığımız Komplocular. 

Kaynak: bookdb

Yazarın verdiği röportajlardan onun yazım ritüelini de öğreniyoruz. Sessiz ve sakin bir yaşamdan yana olan Kim Un Su, genellikle günlük yaşamında akşam 9 gibi yatarak gece 3’te uyanarak yazılarını sabah saat 11’e kadar yazıyor. Eskiden yazılarını kaleme almak için odaklanmak amacıyla birkaç aylığına şehirden uzaklaşıp ormana ve dağa çekilerek yazarken, son zamanlarda şehrin kalabalığından uzakta biraz kırsalda olan evinde bu rutinini sürdürüyor. 

Komplocular ile ilgili ilginç bir bilgi de mevcut. Yazar aslında bu romanı 5 ay boyunca günlük bir şekilde internet ortamında yayınlamış. Arkası yarın serileri gibi. Kendisine bu şekilde günlük olarak paylaşım yapmanın bir baskı oluşturup oluşturulmadığı sorulduğunda ise günlük rutinine bağlı kaldığı sürece bunun zor olmadığını belirtiyor. Bunun yanında;

Bence roman yazmak seyahat etmek gibi; seyahat planlarını yaptıktan sonra çıktığımız yolculuk hiç de önceden planlanan gibi olmuyor. Tıpkı planlar yaparak yazmaya başladığım romanlar gibi. Ancak kesinlikle onlar da plana bağlı kalmıyor. Romanlar da kendi nabızları ve hayatları olan yaşayan canlılar gibiler.

diyor Yazar Kim.

Korece’de yayınlanan diğer eserleri ise şöyle;

  • 캐비닛 (The Cabinet) – 2006
  • 잽 (Jab) – 2013
  • 뜨거운 피 (Hot Blood) – 2016

Kitap tanıtımımızın sonuna gelirken, Kore, Japon ve Çin edebiyatından okuyup çok beğendiğiniz veya keşke daha fazla kişi bu romanı tanısa, bilse, okusa dediğiniz önerileriniz varsa bu yazının altına yorum olarak bırakırsanız ilerleyen yayınlarımızda onların da tanıtımlarını yapmak isteriz.

Gelecek kitap tanıtımında görüşmek üzere!

Youtube kanalımızda yukarıda okuduğunuz yazının podcastini dinleyebilirsiniz;

Kaynakça;

1, 2, 3, 4, 5

Zamanı verimli kullansak?

Bugün sizlere zaman yönetimiyle ilgili ilginç bir teknik tanıtacağım.
Tekniğimiz; Pomodoro Tekniği

Nedir bu Pomodoro Tekniği derseniz, size kısaca şöyle bir açıklama yapabilirim herhalde: “zamanı verimli kullanma tekniği”. “Gerçekten çok zekice bir açıklama yaptın, tebrikler de, yani nasıl yapıcaz bunu??” diye söylenenleri duyar gibiyim.
Aslında bu tekniği açıklarken öyle süslü püslü söz sanatlarına girmeye gerek yok çünkü yaşantımızda farkında olmadan uyguladığımız bir teknik.

Pomodoro Tekniği, 1980’lerde Francesco Cirillo tarafından oluşturulmuş. Francesco Cirillo, okul yıllarında bulduğu bu tekniği Domates şeklindeki zamanlayıcısıyla uyguladığından dolayı, bu zaman yönetimi tekniği ismini domatesten almıştır.


Şimdi kısaca örnekleyerek açıklayalım.

Elimize bir makale aldık. Makale 20 sayfa olsun.
Şimdi zamanlayıcımızı 25 dakikaya ayarlıyoruz ve başlatıyoruz.
Ben bu 25 dakika içerisinde makaleyi okumaya koyuluyorum.
Sonra zamanlayıcımın zili çalıyor ve molaya geçiyorum.
Molam 5 dakika.
5 dakikalık molam bittikten sonra, tekrar 25 dakikalık çalışma moduna giriyorum.
Sonra tekrardan 5 dakikalık molaya geçiyorum. Sistem bu şekilde ilerliyor.
O zaman diyoruz ki;
25 dakika Çalışma + 5 Dakika Mola = 1 Pomodoro = 1P

Bir gün içerisinde ideal olarak kabul edilen Pomodoro sayısı ise, 8-16 arası.
Yani, molalar da dahil toplam 4-8 saat arası oluyor.

Geçen gün, okuduğum romandan örnek verirsem; 25 dakikalık çalışma ve 5 dakikalık molalar ile 45 sayfalık bölümü toplam 4P’de bitirdim. Tabii ki, ilk Pomodoro’dan sonra kaç sayfa okuduğumun sayısal istatistiğini çıkarttım ve 1P’de yaklaşık 12 sayfa okuyabildiğimi not aldım. O zaman, bu 45 sayfalık bölümü de 4P’de bitirebileceğimi anlamış oldum. Bu da, toplam 2 saate denk geliyor. (5×4=20 dakikalık mola ile birlikte)

Uygulanmış örnek;
1P’de 12 sayfa 
2P’de 11 sayfa
3P’de 12 sayfa
4P’de 10 sayfa

İşte burada, 4 tane Pomodoro bitirdiğim için 15 dakikalık büyük molaya geçmeye hak kazanıyorum. Yani, 2 saatte bir 15 dakikalık mola veriyoruz.
Daha sonra ise, tekrar 4P’ye kadar çalışmamızı sürdürüyoruz.
Örneğime devam etmem gerekirse, artık kitabın 35 sayfadan oluşan diğer bölümünü kaç Pomodoro’da bitirebileceğimi bildiğimden dolayı, planımı da ona göre yaptım ve bu şekilde kitapta ilerledim. (3 tane Pomodoro ile 35 sayfayı bitirmiş oldum) Buraya kadarki kısımda anlaşılmayan bir yer var mı, arkadaşlaaar?

O zaman, üstünde çalıştığınız bir projeyi ya da işi vs.’yi zaman aralıklarına bölerek yapmak/gerçekleştirmektir de diyebiliriz, Pomodoro Tekniğine, değil mi?

İçinizden diyorsunuzdur şimdi, peki bu zamanlayıcının Android’de falan uygulaması var mıdır acaba?
– Evet, var.

Android için Pomodoro Timer Lite

Uygulama içerisinde reklamlar çıkmaktadır. Reklamsız sürümü ücretlidir. (Ufak bir miktar) Telefonumda bu uygulamayı kullanmaktayım, öneririm. (Reklamlar uygulamaya engel olmamaktadır)

iPad’imde Pomodoro Zamanlayıcısı kullanmadığımdan dolayı, iOS için herhangi bir öneri yapamayacağım ama App Store’un arama kısmına Pomodoro Timer yazarsanız, karşınıza birçok uygulama çıkıyor. Oradan birkaç tanesini deneyip, size en uygun olanı seçebilirsiniz.

Buraya kadar Pomodoro Tekniğini kısaca tanıttığımıza göre, artık bu teknik ile ilgili birkaç uyarıda da bulunabilirim herhalde.

– 25 dakikayı işinize tam anlamıyla odaklanarak geçirin. Her 25 dakikanın başında odaklanma gücünüz yüksek olacağından dolayı, iş veriminiz de artacaktır.
– 5 dakikalık molalarda ayağa kalkıp biraz yürümeniz iyi olabilir. Ben genellikle bir bardak su da içiyorum, vücudumdaki kan akışını hızlandırmak için.

Yazımın son cümlesine gelmiş olduk.
Umarım bu teknik çalışmalarınızda işinize yarar.

İyi çalışmalar! 🙂