Yasunari Kawabata – Bin Beyaz Turna

Merhaba, bugün Yasunari Kawabata’nın Bin Beyaz Turna eserini sizlere tanıtacağım.

Yasunari Kawabata 1899 yılında doğmuş ve 73 yıllık hayatına bir çok roman, öykü ve yazı sığdırmış. İlk eseri olan 十六歳の日記 yani 16 Yaşındaki Bir İnsanın Hatıra Defteri’ni 20 yaşında yazmış ve böylece çağdaşı Japon edebiyatçılarının ilgisini çekmiş. 1920 yılında Tokyo İmparatorluk Üniversitesi’ne girmiş ve 1924 yılında da buradan mezun olmuş.

En çok bilinen romanlarından birisi olan Karlar Ülkesi romanına 1935 yılında başlamış ve 1947 yılında romanını tamamlayabilmiş. Bugün ele aldığımız toplam 5 bölümden oluşan Bin Beyaz Turna romanını ise 1952 yılında tamamlamış.

Yasunari Kawabata 1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış ve bu ödülü alan ilk Japon olmuştur. Buna ek olarak ileri yayınlarımda da eserlerini tanıtacağım Kenzaburo Oe de 1994 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış ve bu ödülü alan ikinci Japon olmuştur.

Yasunari Kawabata’nın eserlerinden bazıları Türkçe’ye de kazandırılmıştır. Bunlar şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Dağın Sesi
  • Kiraz Çiçekleri
  • Karlar Ülkesi
  • Uykuda Sevilen Kızlar
  • Go Ustası
  • Göl
  • Kyoto

Bin Beyaz Turna, ana karakter Kikuci’nin çay seramonisine katılmasıyla başlar. Kikuci hikaye içerisinde babasıyla ilgili anılarını hatırlar. Babası Kikuci’nin annesi dışında iki farklı kadın ile ilişki yaşamıştır. Bu öykü de Kikuci’nin bu iki kadın ile arasındaki ilişkisini bizlere yansıtmaktadır. Bin Beyaz Turna Türkçe’ye Ahmet Arpad tarafından kazandırılmış ve 2005 yılında Doğan Kitap tarafından basılmıştır.

Kitabın ön kapağında çay seramonisi gerçekleştiren bir kadının silüeti bulunmaktadır. Fakat bu romanın satışı şu an yapılmamakta. Umarım en yakın zamanda tekrar basılmaya başlar ve okuyuculara kazandırılır.

Bu hafta Nobel Edebiyat Ödülü alan Yasunari Kawabata’nın Bin Beyaz Turna eserini aldık. Gelecek haftaki yayınımızda görüşmek üzere.

Hoşçakalın!

Youtube kanalımızda yukarıda okuduğunuz yazının podcastini dinleyebilirsiniz;

Natsume Soseki – Madenci

Merhaba,

Bu yayınımızda Japonya’nın en büyük modern yazarlarından Natsume Soseki’nin Madenci romanını tanıtacağım. Türkçe’ye kazandırılmış yeni bir eser olan Madenci, Türk okurları ile 2018 yılı içerisinde buluştu.

İlk olarak Japon edebiyatının büyük modern yazarlarından birisi olan Natsume Soseki ile başlayalım. Natsume Soseki 1867 yılında doğmuş ve 49 yıllık ömrüne çok sayıda roman, öykü ve yazı sığdırmıştır. Natsume Soseki’nin gerçek ismi Natsume Kinnosuke’dir. Natsume Soseki üniversite eğitimini İngiliz edebiyatı bölümünde tamamlamış daha sonra ise hükümet bursu ile eğitim için İngiltere’ye gitmiş. Orada 2 yıl kaldıktan sonra 1903 yılında Japonya’ya geri dönmüştür. Bunun dışında Japonya içerisinde İngilizce öğretmeni olarak da çalışmıştır. Bizzat kendimin de eğitim için bulunduğum Kumamoto Üniversitesi’nin atası olan 5. Lise olarak da Türkçe’ye çevirebileceğimiz 第五高等学校’da İngilizce öğretmeni olarak görev yapmıştır. Buna ithafen Kumamoto Üniversitesi’nde Natsume Soseki’nin bir heykeli de bulunmaktadır.

Ayrıca 1984 yılında basımına başlanan ve 2007 yılında dolaşımdan çekilen 1000 yen banknotlarında Natsume Soseki bulunmaktadır.

Natsume Soseki’nin Türkçe’ye kazandırılmış toplam 7 eseri daha bulunmaktadır. Bunların yazarın romanlarını yayınladığı tarih sırasıyla şu şekildedir;

Ben Bir Kediyim – 1905-1906 (Panama Yayıncılık ve Ötüken Neşriyat)

Küçük Bey – 1906 (Oğlak Yayıncılık ve Maya Kitap)

Üç Köşeli Dünya – 1906 (Konu Kitap)

Sanşiro – 1908 (Maya Kitap)

On Gece Düşleri – 1908 (Africano Kitap)

Gönül – 1914 (Paraf Yayınları – Maya Kitap)

Cam Kapının Ardı – 1915 (Africano Kitap)

Madenci dizisine ise 1908 yılında Asahi Gazetesi’nde başlamıştır. Roman ismini bilmediğimiz bir anlatıcının evini terkedip amaçsızca yürürken kendisini bir bakır madeni işletmesinde bulduğu o süreci anlatışını bizlere sunmakta. Açıkçası roman anlatıcısının yaşadığı o 3-4 günlük süreci gerçekten her bir ayrıntısını hatırlayacağınız şekilde sizlere sunuyor. Daha doğrusu sizi birkaç saatlik küçük bir simülasyonun içerisine sokuyor bile diyebilirim. Buna ek olarak anlatıcının yer yer kendi düşünce ve duygularını açıkladığı bölümler de günlük hayatımızda çok fazla düşünmediğimiz ya da amiyane tabirle kafa yormadığımız bazı konuları bizlere sert bir şekilde hatırlatıyor.

Madenci Türkçe’ye Sinan Ceylan tarafından çevrilmiş ve 2018 yılında da Jaguar Kitap tarafından basılmış. Haruki Murakami’nin son sözüyle basılan Madenci toplam 216 sayfadan oluşmakta.

Bu haftaki paylaşımımda Natsume Soseki’nin Madenci eserini ele aldım. Gelecek yayınlarımızda görüşmek üzere.

Daha önceki yayınlarımızda tanıtımını yaptığımız Natsume Soseki’nin Cam Kapının Ardı eseri bu linkten okuyabilirsiniz.

Madenci eseri hakkındaki yazının 2018 yılında kaydedilmiş podcast halini aşağıdaki Youtube kanalımızdan da dinleyebilirsiniz!

Ryosuke Takeuchi & Takeshi Obata – All You Need is Kill (Öldür Yeter)

Bir türlü sona ermeyen bir döngünün içinde olsanız ve her gün aynı olayları tekrar tekrar yaşamak zorunda kalsanız ne hissederdiniz? Mangada, ana karakterimiz Keiji Kiriya’nın dünyayı işgal eden Taklitçiler adlı uzaylılarla savaşında bir döngüden kurtulmaya çalışmasını okuyoruz.

İki ciltten oluşan manga, 2004 yılında Hiroshi Sakurazaka (桜坂 洋) tarafından yazılmış “All You Need is Kill” (オール ユー ニード イズ キル) isimli romanın manga uyarlaması. 2014 yılında Ryōsuke Takeuchi (竹内 良輔) tarafından romandan mangaya uyarlanan bu eserin çizimlerini Takeshi Obata (小畑 健) yapmış.  Takeshi Obata, aynı zamanda dünyaca ünlü “Death Note” isimli manganın da çizeri. Kitabın Türkçe baskısı Akılçelen Kitaplar tarafından yapılmış. Ancak kitapların içinde çevirmenle ilgili bir bilgi yer almıyor. Sadece internet üzerinden, Boğaç Erkan’ın çevirmen olduğu bilgisine ulaşabildim. Ancak bu da kesin mi bilemiyorum. Manganın ilk cildinde “Yayına Hazırlayan” olduğu bilgisi verilmiş. Aynı zamanda manganın Japonca’dan mı yoksa başka bir dilden mi çevrildiği bilgisi de yer almıyor.  

Manga serisinin konusuna gelecek olursam; dünya, “Taklitçiler” ismindeki uzaylılar tarafından işgal altındadır. Bir türlü yenilemeyen bu düşman karşısında “Birleşik Savunma Ordusu”nun da yapabileceği pek bir şey kalmamıştır. Yine de yılmadan savaşa devam etmektedirler. Acemi bir asker olan Keiji Kiriya da bu savaşta girdiği ilk çatışmada hayatını kaybeder. Buna rağmen; ilginç bir şekilde, kendini savaşın bir gün öncesinin sabahında bulur. Bu andan itibaren aynı olayları tekrar tekrar yaşadığı bir döngüye girer. Bu döngü devam ederken en ünlü askerlerden biri olan Rita Vrataski ile tanışır.   

Okurken keyifli vakit geçirebileceğiniz, aksiyon dolu bir manga. Bilim kurgu öğeleri de bolca yer alıyor. Başlarda biraz kafa karıştırıcı olsa da ilerleyen bölümlerle birlikte her şey yerli yerine oturuyor. Aynı zamanda mangadaki karakterlerin geçmişleri ve hissettikleri hakkında da bilgiler alabildiğimiz için onların yaşadıkları zorluklara dahil olabiliyoruz.

Bu manganın aynı zamanda 2004 yılındaki romanın temel alınarak uyarlandığı bir filmi de bulunmakta. Doug Liman’ın yönettiği, Tom Cruise ve Emily Blunt’ın başrolleri paylaştığı, 2014 yılında çıkan film uyarlaması ile manga arasında bazı farklılıklar bulunmakta. Filmin ilerleyişindeki bazı olaylar değiştirilmiş, özellikle de filmin son kısmıyla manganın son kısmı birbirinden oldukça farklı. Bunlara rağmen, iyi bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim.

Bilimkurgu öğeleri içeren, karakter gelişimi odaklı öyküleri ve mecha türünde animeleri seviyorsanız göz atmanızı öneririm.

Herkese iyi okumalar!

Tepedeki Rüzgar kanalında, bu manga serisi ile ilgili videomu seyredebilirsiniz;

Banana Yoshimoto – Mutfak

Herkese merhaba,

Bu haftaki çeviri eser tanıtımımda Banana Yoshimoto’nun Mutfak eserini ele alacağız. Açıkçası lisans dönemimde bu kitabın ismini birçok kez duymuştum ve hiç okuma fırsatım olmamıştı. Geçen hafta içerisinde kütüphanede Japon yazarların Türkçe’ye çevrilmiş eserlerine göz gezdirirken Mutfak eserine denk geldim. Eser sayfa sayısı olarak da çok fazla olmadığından hemen okumaya başladım ve hızlı bir şekilde öyküyü tamamladım.

Mutfak eseri içerisinde 2 öykü bulundurmakta. Bunlardan birisi eserin ismini aldığı “Mutfak”, diğer ise “Ay Işığı Gölgesi” adlı öykü. Ben bu yayınımda Mutfak öyküsünü kısaca ele alacağım. Tabi öyküye geçmeden önce yazarımız ile ilgili bilgi verelim.

Banana Yoshimoto 1964 doğumlu bir yazar, ancak kendisinin gerçek ismi Mahoko Yoshimoto’dur. 2002 yılından 2015 yılına kadar Banana Yoshimoto’yu takma adı olarak kullanmış ve bu ismi de Hiragana olarak yazmıştır.

Yazarın ilk çıkış yaptığı öyküsü tahmin edeceğiniz üzere Mutfak öyküsü. Bu eser Japonya’da 1988 yılında キッチン(kiççin) ismiyle basılmıştır. Ancak bu öykü basılmadan önce, yani 1987 yılında, 海燕新人(kaien şincin) Edebiyat Ödülünü almıştır. Buna ek olarak bu öykü 1989 yılında ve 1997 yılında filme uyarlanmıştır. Bunun dışında yazarın ödül aldığı farklı eserleri de bulunmaktadır. Bunlardan birkaçını söylersek, TUGUMI adlı romanı ile 1989 yılında 山本周五郎(Yamamato Shuugorō) ödülünü almış, アムリタ(AMRITA) eseri ile de 紫式部(Murasaki Şikibu) edebiyat ödülünü kazanmıştır.

Mutfak öyküsü, Mikage Sakurai’nin hayattaki tek ailesi olan büyükannesini yitirmesi ile başlamaktadır. Genç bir kız olan Mikage, büyükannesinin ölümü ile yıkılmıştır. Ancak bir gün tanıdıkları olan Yoichi Tanabe onun kapısını çalar ve kendisini evlerine davet eder. Mikage ise bu daveti kabul eder ve onlara taşınır. Öykü de burada başlar.

Öyküyü okuduğunuzda siz de fark edeceksinizdir ki öykü gerçekten çok sade bir dil ile anlatılmakta ve karakterlerin duygu durumlarını bir şekilde kafanızda canlandırabiliyorsunuz. Ayrıca öyküyü okurken Japonya kültürünü az da olsa tadabilirsiniz diye düşünüyorum.

Mutfak eseri Türkçe’ye Alev Durucan tarafından kazandırılmış ve 1998 yılında da Arion Yayınları tarafından basılmıştır. Eserin Türkçe’si 144 sayfadan oluşmakta ve yanlış araştırmadıysam satışı da hala devam etmektedir.

Bu haftaki paylaşımımızda Banana Yoshimoto’nun Mutfak eserini ele aldık. Gelecek haftaki yayınlarımızda görüşmek üzere.

Youtube kanalımızda yukarıda okuduğunuz yazının podcastini dinleyebilirsiniz;

Fuminori Nakamura – Hırsız

Toplumun bize biçtiği rolleri oynarken memnun muyuz yoksa mecburiyetin getirdiği sorumluluklar yüzünden mutsuz bir hayatı seçmek zorunda mı kalıyoruz? Fuminori Nakamura’nın Hırsız romanında yankesici Nişimura üzerinden bu sorunun cevabını arıyoruz.

Kitabın ilk baskısı 2009 yılında Suri (掏摸) başlığıyla Japonya’da yapılmış. 2010 yılında, yazar bu romanıyla Kenzaburō Ōe Ödülü’nü kazanmış. Bu ödül ile birlikte roman da uluslararası bir popülerlik elde etmiş.  Ardından 2012 yılında İngilizceye çevrilmiş ve oldukça güzel tepkiler almış. Kitabın Türkçe baskısı ise 2017 yılında Doğan Kitap’tan Mehmet Gürsel çevirisiyle, Hırsız ismiyle çıkmış.

Kitabın Türkçe baskısında kitabın Japonca orijinalinden çevrildiğiyle ilgili bir bilgi bulunmuyor. Muhtemelen İngilizce çevirisi temel alınarak Türkçeye kazandırılmış. Ancak kitabın İngilizce çevirisi güzel tepkiler almış. Ayrıca kitapta Japon kültürüyle ilgili çok fazla bilgi ve terim olmaması nedeniyle okurken çeviri anlamında bir sıkıntı yaşamadım.

Kitapta yankesicilik yaparak hayatını sürdüren Nişimura’nın hikayesini okuyoruz. Tokyo’da yaşayan ve sadece zenginlerin cüzdanını çalan karakterimizin hayatı alacağı bir işle birlikte değişir. Arkadaşları ya da ailesi olmayan ve bu nedenle yalnızlığından muzdarip karakterimiz bu işe başlayarak hayatını sorgulamaya başlar.

Nişimura yalnızlığı nedeniyle sıkıntılar çekse de duygusal olarak kimseye bağlanamayan bir karakter. Bunun sebebi de geçmişinde sevdiği insanlarla bir şekilde yollarının ayrılmış olması. Her ne kadar yankesicilik yaparak toplumda yer edinmiş zengin insanlara bir ceza verdiğini düşünse de temelde cezalandırmak istediği kişi kendisi. Çünkü duygularından kaçması için hırsızlık yapmaya ihtiyacı var.

“Gerilim ve abartılı sorumluluk duygusu, insanın kabiliyetinin sınırlarını en üst seviyeye çıkartabilir, diğer yandan, çok fazla baskı uyguladığın takdirde ters etki yapıp hataya da yol açabilir.” (syf. 114)

Nişimura aynı zamanda diğer insanlara hiçbir değer vermiyor. Bunun temelinde de yine geçmişinde bağlandığı kişilerle yeterince vakit geçiremediğini düşünmesi. Ancak bu durum, gittiği markette hırsızlık yapan anne ve çocuğuyla karşılaştığında değişmeye başlıyor. Nişimura onların market görevlileri tarafından fark edilmemesi için yardım ediyor ve uzaklaşıyor. Ancak çocuk peşini bırakmıyor ve iyi bir yankesici olma eğitimi almak için Nişimura’yı takip ediyor. Nişimura çocukla fazla ilgilenmek istemese de zaman içinde çocukla arkadaş oluyor. Onu yankesicilik yapmaktan ve toplumun dışladığı kesimin bir parçası olmaktan uzak tutmaya çalışıyor.

“Mülkiyet kavramı olmasaydı çalmak diye bir kavram da olmazdı, öyle değil mi? Dünyada açlık çeken tek bir çocuk bile olduğu müddetçe, her türlü servet çalıntıdır.” (syf. 27)

Kitap boyunca, Nişimura ve kitaptaki karakterler aracılığıyla toplumdaki etik değerler sorgulanıyor. Bu kısımları okurken üzerinde çokça düşündüğüm durumlar oldu.

“Bu senin kaderin… Kader, güçlü ve zayıf arasındaki ilişki gibidir, sence de öyle değil mi? Dine bak mesela… Yehova’ya tapan İsrailliler… Ondan neden korkuyorlardı? Tanrılar güçlüydü de ondan, öyle değil mi? Tanrılara inanan herkes, bir yere kadar korkar onlardan. Tanrılar bu nedenle çok güçlüdürler.” (syf. 107-108)

“İnsanlar aynı anda hem büyük hem de küçük uyarıcılarla uyarıldıklarında, küçük olanı görmezden gelme eğilimindedirler.” (syf. 11)     

“Piramidin en üstünde olan insanlar açısından, emrinde çalışanların ölüm kalım meseleleri önemsizdir.” (syf. 156)

Polisiye ağırlıklı bir öykü üzerinden bir karakterin psikolojik durumunu güzel tahlillerle ortaya koyan kitap, oldukça akıcı ilerliyor. Olay örgüsü, okuyucuyu sonraki sayfalarda ne olacağını merak ettirecek şekilde kurulmuş. Bazı kısımlarda, diyalogların ya da konunun ne olduğunu anlamak biraz zorlayabiliyor çünkü her olay ve karakter tam olarak açıklanmamış ve tahmin etmesi okuyucuya bırakılmış. Bu kimine göre bir eksiklik olarak görülebilir ancak karakter odaklı bu hikayede karakterin değişim yolculuğu ön planda olduğu için büyük sorun teşkil edeceğini düşünmüyorum.

Karakterin psikolojisini ele alan ancak buna rağmen durağanlaşmayıp aksiyon içeren polisiye öyküleri seviyorsanız göz atmanızı öneririm.

Herkese iyi okumalar!   

***

Bu yazının videosuna “Tepedeki Rüzgar” kanalından ulaşabilirsiniz…