Kim Yeon Su – Mucize Çocuk

Merhaba,

Bugünkü yazımda sizlere Kore Edebiyatından dilimize Göksel Türközü tarafından çevrilen ve Ekim 2020’de Doğan Kitap tarafından yayınlanan Koreli yazar Kim Yeon Su (김연수)’nun Mucize Çocuk (원더보이) isimli eserini tanıtmak istiyorum.

Kore Edebiyatı’nın modernist yazarlarından Kim Yeon Su’nun 2012’de Kore’de yayınladığı romanı Mucize Çocuk, içeriği açısından hem bireysel hem de toplumsal olarak Koreli kimliğinin nasıl oluşum gösterdiğine dair bir okuma sunuyor. Bireysel açıdan kitaba ismini veren Gim Conghun’un hikayesi, sıradan bir çocuğun onun “Mucize Çocuk” olarak adlandırılmasına sebep olan olaylar karşısında, hayatında meydana gelen kayıplar aracılığıyla kendi varoluş sebebini sorgulayan içsel bir hesaplaşma şeklinde okunabilir. Toplumsal açıdan ise Kore’nin Bak Conghi döneminde uygulanan Yuşin rejimine karşı demokrasi adına giriştikleri mücadelenin etkilerinin yansıdığı dönem ele alınmakta. Demokrasi hareketlerinin Kore’nin günümüzdeki durumuna gelebilmesi için taşıdığı önem, onun Koreli halk ve öğrenciler tarafından korunması ve uygulanması hususunda meydana geldiği için bu durum Koreli kimliğinin ayrılmaz parçalarından birisi. İşte Mucize Çocuk romanının arka planı bu demokrasi hareketi ve devletin baskısından oluşuyor.

Başta Gim Conghun olmak üzere onun hayatına roman boyunca giren her karakterin geçmişlerinde ve yaşadıkları 1980’li yıllarda unutulmayacak izler ve etkiler bırakan bu dönem kitabın arka kapağında da belirtildiği üzere Güney Kore’nin yakın geçmişine bir yolculuk sağlıyor.

Aslında bu dönem Mucize Çocuk kitabını kaleme alan Kim Yeon Su’nun da içinde büyüdüğü dönemin ta kendisi. 1970 yılında doğan yazar Sungkyunkwan Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra çeşitli eserleri Korece’ye çeviriyor. Ardından da yazın hayatına başlıyor. 2008’den 2009’a kadar Kore’de bir gençlere yönelik çıkan edebiyat dergisi olan Foot (풋)’ta seri şeklinde yayınladığı Mucize Çocuk’u 2012’de kitap olarak yayınlıyor.

Mucize Çocuk hem yalnızlık hem de başkaları ile empati kurma konusunda 15 yaşında bir çocuğun dünyasından okurları da kendilerini sorgulamaya iten, sonu açık uçlu bir şekilde biten bir roman.

Herkese iyi okumalar!

S. Göksel Türközü – Çeviri Amaçlı Korece Atasözleri, Deyimler ve Hanca Dörtlemeler

Merhaba,

Bu yazımda Korece öğrenenler ve Korece öğrenmeye ilgi duyanlar için gözden kaçırılmaması gereken bir eseri sizlere tanıtmak istiyorum. Daha önce pek çok yayınımızda Göksel Türközü hocanın çevirileriyle dilimize kazandırılan eserlerin tanıtımına yer vermiştik. Ayrıca kendisinin dil öğrenimi üzerine olan eserlerinden Korece ve Türkçe Arasındaki Benzerlikler üzerine de bir yayın yapmıştık. Bu yayınımızda ele alacağımız Çeviri Amaçlı Korece Atasözleri, Deyimler ve Hanca Dörtlemeler kitabı hem dil öğrenimi konusundaki yayınlarımızı tamamlayıcı nitelikte hem de çeviri eserleri yorumlama yönünden okuyucuları aydınlatacak yönde bir kitap olacak.

Genel okuyucu kitlesi olarak hepimiz Türk edebiyatından eserler okumayı sevdiğimiz gibi çeviri eserleri de mutlaka kitaplığımızda bulundurup okumalarımızı destekliyoruz. Bunlar kimi zaman edebi, kimi zaman akademik olabiliyor. Ancak her daim okumalarımızın sonunda çeviri hakkında yorum yapmak kaçınılmaz oluyor. Kimimiz çevirinin çok akıcı olduğunu belirtirken kimimiz ise okunmayı imkansız hale getirdiğinden dem vuruyoruz. Bazen de çevirmenine göre eser seçtiğimiz oluyor. Bunların arasında eleştiri yaptığımız çevirilerde neyi eksik buluyoruz diye baktığımızda, özellikle de Doğu Asya dillerinden yapılan çevirilerde, karşımıza en çok çıkan yorum kültürel ögeleri barındıran kelimelerin çevirisi konusu oluyor. Pek çok kez sizler de denk gelmiş veya aynı serzenişte bulunmuş olabilirsiniz. Bu ögelerin Türkçe’ye çevirisi konusunda ortak bir dil neden belirlenemiyor sorusu akıllara geliyor veya okuduğumuz eserdeki bir olaya dair internet araması yapmaya kalktığımızda o olaya çeviri yüzünden ulaşamadığımızda canımız sıkılıyor. Okuyucu açısından oldukça haklı serzenişler olsa da çevirmen açısından da bakmak gerekiyor bu konuda bence. Bir eseri Türkçe’ye kazandırırken özellikle Türk kültüründe olmayan sadece çevirisi yapılan dile ait kültürde bulunan ögelerin aktarılmasının ne denli zor olduğu aşikar. Aynı şekilde özel isimlerin kendi dillerinde söyleniş biçimlerine göre Türkçe’ye aktarılması konusunda romanizasyon da zorlayıcı. Bu açıdan dilimize büyük zahmetlerle çevrilen eserlerin çeviri sürecindeki arka planına biraz daha yakından bakmak ve hatta anlayışla bakmak gerekiyor. Bu anlayışı, daha doğrusu bu bakış açısını kendimize katabilmek, eserlerin aslında Türkçe’ye çevrilirken bunun sadece dilbilgisi kurallarından ibaret olmadığını ve çevirmenlerin o eseri bizlerin daha iyi anlayabilmesi ve kitabı o kültürün değerlerine göre okumamızı sağlayan bir süzgeçten geçirdiklerinin de farkına varmamızı sağlıyor.

İşte bu noktada elimizdeki Çeviri Amaçlı yazılan ve bir kültürü en iyi temsil eden ve başka dile çevrilmesi hepimizin kabul edeceği üzere oldukça zor olan atasözleri ve deyimler üzerine yazılan bu eser bir başvuru kitabı haline geliyor. Giriş kısmının ardından kitap ilk olarak Atasözleri ve Deyimsel İfadelerin Çeviri Etkinliğindeki Yeri başlığı ile Kore toplumunda atasözleri ve deyimlerinin kökenleri hakkında ve bunların kültürel olarak günlük hayattaki yerlerinden söze başlıyor. Hemen ardından kitap isminden de anlaşılabileceği üzere üç bölüme ayrılıyor. İlgisi olanlar için bu bölümlerin isimlerini şu şekilde paylaşmak isterim;

  1. Korece Atasözleri
    1. Türkçe Karşılığı olan Korece Atasözleri
    2. Türkçe Karşılığı Deyim olan Korece Atasözleri
    3. Türkçesiyle Zıt Fikirli Atasözleri
  2. Korece Deyimler
    1. Beden Kelimeleri ile İlgili Deyimler
    2. İfadesi Farklı Anlamı Aynı Deyimler
  3. Hanca Dörtlemeler

Seçilen her bir atasözü aşağıda örneğini görebileceğiniz hem Korece yani Hangıl şeklinde verildikten sonra, altında bu atasözünün Türkçe olarak okunuşu ve en sonunda da Türkçe karşılığı verilmiş durumda. Bunun ardından ise Korece atasözlerinin birebir kelime karşılığının Türkçe’ye çevirisi yapılarak ne anlama geldiği ve Türkçe’deki karşılığıyla ilişkisi açıklanmıştır.

Deyimler kısmında ise içerik olarak ikiye ayrıldığını yukarıdaki içindekiler tablosunda belirtmiştim. Beden ile ilgili olan deyimlerde birer tablo şeklinde Korece deyim, okunuşu, Korece asıl anlamı/ifadesi ve Türkçe’de karşılığı olan deyim verilmiştir. İfadesi farklı anlamı aynı olan deyimler ise tıpkı atasözleri gibi Korece versiyonu, Okunuşu ve Türkçe karşılığı şeklinde yazılarak altında açıklamaları verilmiştir.

Hanca Dörtlemeler kısmı kitabın en ilgi çekici kısımlarından biri. Kore kültürünün köklerini anlayabilmek için kesinlikle dikkate alınması gereken ve dilin içerisinde yüzyıllarca kullanılarak süre gelen Çince karakterleri yani Hanca’yı öğrenmek ve hatta çevirebilmek için harika bir rehber niteliğinde. Özellikle Korece içerisinde yer alan Hanca dörtlemeler Göksel Türközü’nün kitapta belirttiği üzere “Korelilerin tarihini, felsefesini, hatta yaşam bilgeliğini barındırıp sadece dört heceden oluşan” ifadelerdir. Toplamda 110 farklı dörtlemenin ele alındığı bu bölümde dörtlemenin Korece yazılışı-Hanca şeklinde yazılışı ve okunuşu yazıldıktan sonra alt bölümde anlamı ve Türkçe’deki karşılığı detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Hemen altında ise dört hanca karakterin tek tek açıklamaları yapılmıştır.

Bir başucu eser niteliğinde olduğunu belirtmiştim değil mi? Okuması ve incelemesi oldukça keyifli olan bu eser 2018 yılında Likya Kitap tarafından yayınlanmış olup toplamda 243 sayfadan oluşmakta.

Kore kültürünün yapı taşlarını yakından tanımaya var mısınız?

Han Kang – Beyaz Kitap

Merhaba,

Bu yayınımda Kore edebiyatı dediğimizde belki de Türk okurların aklına gelen ilk yazar olan Han Kang’ın dilimize çevrilmiş üçüncü kitabı üzerine yazacağım. Orijinal ismi 흰 olan Beyaz Kitap, Göksel Türközü’nün müthiş leziz çevirisiyle dilimize kazandırılarak Ocak 2021’de April Yayıncılık tarafından basıldı. Tıpkı web sitemizde daha önce tanıtımlarına yer verdiğimiz Han Kang’ın diğer eserleri Vejetaryen ve Çocuk Geliyor gibi.

Uzun zamandır kitaplığımda olmasına rağmen sanki doğru zamanı henüz gelmemiş gibi hissettiğim için sürekli bakışıyor olsak da elime alamamıştım bir türlü. Ama doğru zaman bugünmüş. Elime aldığım andan itibaren beni sarıp sarmaladı Beyaz Kitap. Belki içerisini şöyle bir karıştırdığınızda kısa yazılardan oluşan okuması kolay bir kitap gibi düşünebilirsiniz. Ancak daha ilk sayfadan itibaren Han Kang’ın kadın üzerine, yas üzerine, acı üzerine, kayıplar ve kayboluşlar üzerine yazdığı her biri ilmek ilmek işlenmiş konu başlıkları sizi sarmalıyor. Beyaz çatısı altında birleştirdiği her bir başlık bambaşka bir düşünceye sevk ediyor okuyanı. Eğer kitabı elinizden bırakacaksanız bu yorulduğunuz için olmuyor, okuduğunuz paragraf ruhunuza işlediği için ve bunu sindirmeye ihtiyacınız olduğu için küçük bir mola şekline dönüşüyor. Han Kang bir kadının bakış açısından hem bir toplumun geçirdiği savaş yıllarından geriye kalan acı dolu sokaklarını, hem bir ailenin kendi içerisinde yaşadığı hüzünlerin birikimini sadece birkaç cümleyle öyle etkileyici bir şekilde anlatabiliyor ki.. Kitap bittiğinde bir kez daha yazara hayran olmamak mümkün değil.

Hayatımız aslında beyaz ve belirgin, gökyüzüne süzülen bir mucize. s.67

Aslında daha kitabın kapağını açar açmaz onun beyaz hakkında aklına gelenleri listelediği ilk sayfalarda doğum ve ölümün hayat içerisindeki birlikteliğine şahit oluyoruz. Bir taraftan Han Kang bu kelimelerin ona hatırlattıklarını kaleme alırken bir taraftan da otobiyografik açıdan kendisinin iç dünyasını ve yaşananların onun üzerindeki etkisini okuyucuyla açık bir şekilde paylaşıyor. Dertleşiyor. Bunlar da samimiyetle okuyucunun yüreğine ulaşıyor.

Kararsızca konacağı yeri arayan bir ruh gibi. s.71

Bu kitabı geçici olarak dilini bile bilmediği bir ülkenin şehrinde yazıyor. İsmi kitapta geçmeyen bu şehrin internette yaptığım araştırmalarda Varşova olduğunu öğreniyorum. Kendisiyle hesaplaşmak için geldiği bu şehirde, tuttuğu evde gerçekten de kişinin kendisiyle baş başa kalmaya olan ihtiyacını sezebiliyoruz. Buna rağmen bu hesaplaşma sürecinde kişinin ne kadar uzağa giderse gitsin ne kadar kaçarsa kaçsın yine de zihnin ve ruhun o çözülemeyen sorunun olduğu yer ve zamanda kaldığına kitap boyunca şahit oluyoruz. Bu yüzden “Beyaz Kitap”ta Kore kültürü ve geleneklerinden izler bulmak da kaçınılmaz.

Geçen yaz kaçarcasına geldiğim bu şehir, sanki dünyanın öbür ucunda bir yer değil de içimin tam ortası. s.21

Kitabı okuyan tüm okuyucuların kendilerini ait hissettikleri bir başlık olmuştur diye düşünüyorum. Benim kendimi ait hissettiğim başlık Beyaz Kelebek oldu, peki sizin?