Haruki Murakami – Kumandanı Öldürmek

Merhaba,

Bu yayınımda bizi gizemli bir maceraya sürükleyen bir ressamın peşinden gittiğimiz Haruki Murakami’nin orijinal ismi 騎士団長殺し olan Kumandanı Öldürmek eserini sizlerle paylaşmak istiyorum. Murakami’nin 2017’de yayınladığı, Kasım 2018’de de Ali Volkan Erdemir’in Japonca’dan dilimize çevrilmesi ile Doğan Kitap tarafından basılan Kumandanı Öldürmek 848 sayfadan oluşan bir roman. Ancak sayfa sayısı kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Daha önce Murakami’nin eserlerini okuyan okuyucular muhtemelen bitmesini istemedikleri için bu kitabı sona bile saklıyor olabilirler okumak için. Ancak bu kitap ile yazarla tanışacak okuyucular da kitabın muhteşem bir macera sunarak kendilerini kucaklayacağına ve sayfaları çevirdikçe doyumsuz bir hazza ulaştıracağından emin olabilirler.

Hem gizemli hem tüyler ürpertici noktaları olmasına karşın aslında en temelde bir adamın hikayesini okuyoruz Kumandanı Öldürmek’te. Eşinden gelen ayrılma talebiyle bir boşluğa düşen ve bu boşluk esnasında konakladığı ünlü bir ressamın dağ başındaki evinde kalan 36 yaşındaki baş karakterimizi hikayesi. Kendi kurduğu düzen içerisinde çok da sorgulamadan bir hayat sürerken birden biri düzeninin bozulması ve kendi kendisiyle baş başa kalması onu geçmiş, şimdiki yaşamı ve geleceği üzerine düşünmeye itiyor. Bu esnada hem kaldığı ev hem de hayatına giren yeni insanlar ile yalnız geçen günleri giderek ilginç bir hal alıyor. O dağ başındaki evde kendi ressamlık kariyeri ile hayatının dönüm noktalarının birleştiği bir sürece giriyor.

Şimdiye kadar hayatında yalnız kalıp düşünmeye fırsat bulamamış okuyucular bu sürecin çok iyi geleceğini düşünürler bu dağ başındaki evdeki münzevi hayatta. Ancak evin asıl sahibi olan ve şimdi bir bakımevinde kalan, geçmişi hakkında çok da kimsenin bilgisinin olmadığı ünlü ressamın çatı katına sakladığı “Kumandanı Öldürmek” tablosunun ortaya çıkmasıyla geri dönülmez bir macera baş kahramanımızın yalnız geçen günlerinin odak noktası oluyor.

“Zamanı kendi yanıma çekmeliyim”. s.65

Murakami’nin cümlelerinin arasına serpiştirdiği metaforlar ve birbirinden güzel klasik müzik eserleri okuyanları kesinlikle büyülü bir dünyaya çekiyor. İçerik hakkında spoiler vermemek için sanırım tanıtım yazımı burada kesmem yerinde olacak.

Murakami’nin tadına doyulmaz eserlerini okumaya devam edeceğiz. Sonraki yayınlarımızda görüşmek üzere, hoşçakalın!

Haruki Murakami – Mesleğim Yazarlık

Merhaba,

Hepimiz sevdiğimiz yazarların heyecanla beklediğimiz ve okuduğumuzda -çoğunlukla- mutlu, yeni kitap gelene kadar da -genellikle- üzgün hissettiğimiz kitaplarını nasıl yazdıklarını merak ederiz. Özellikle yeni bir kitabın yayınlanma haberini duyana kadar geçen süre aslında geçmez olur. Yazarın bu süreçte yaratıcı gücünü nasıl harekete geçirdiğine dair, bundan sonraki eserinin ne olabileceğine dair fikirler üretiriz. İşte Murakami tam bu noktada kendi yazım serüvenine bizleri ortak ediyor. “Sıradan” bir insanın nasıl da dünya çapında tanınan, eserleri dilden dile çevrilirken okuyucuları tarafından sevilen bir yazar haline dönüşümünü gözler önüne seriyor. Bunu yaparken de hiçbir kibir göstermeden hayatını, düşüncelerini ve süreci okurlarıyla paylaşıyor.

Mesleğim Yazarlık, toplamda 11 bölümden oluşan bir yazar olma yolculuğu. Bir roman yazma hayali olan veya yazılarına başlamış ancak kafasında milyonlarca endişe olan kişilere de bir rehber niteliğinde. Rehberden kastım şunu şöyle yapın bunu böyle yapın diyenler değil elbette. Kendi tecrübelerinden yola çıkarak roman yazma heyecanının nasıl başladığı, hangi aşamalardan geçtiği, bu süreçte aldığı eleştiri ve övgüleri oldukça açık sözlü bir şekilde açıklıyor.

Bu kitabı merak eden ve henüz okumayan okuyucular için 11 bölümün ismini vermek çok da sürpriz kaçıran bir detay olmayacaktır. Hatta merakı daha da arttıracağına neredeyse eminim.

  1. Roman yazarları neden hoşgörülü insanlardır?
  2. Roman yazarı olduğum ilk zamanlar
  3. Edebiyat ödülleri hakkında
  4. Özgünlük üzerine
  5. Peki ama ne hakkında yazmalıyım?
  6. Zamanı yanına almak – uzun romanlar yazmak
  7. Tamamen kişisel fiziksel aktivite
  8. Okul hakkında
  9. Nasıl karakterler yaratalım?
  10. Kime yazarız?
  11. Yurtdışına açılıyorum, yeni sınırlara

Her bir bölüm Murakami’nin hayatından enstantanelerle zenginleştirilmiş. Az önce de belirttiğim gibi oldukça açık sözlü. Tıpkı daha önce tanıtımını yaptığımız Koşmasaydım Yazamazdım kitabı gibi otobiyografik bir eser Mesleğim Yazarlık da. Hatta bence Murakami okumaya giriş kitabı niteliğinde. Çünkü her bölümde kaleme aldığı kitapların yazım süreçleri, taslak aşamasında bu kitaplar hakkında düşündüklerini, endişelerini, titizliğini o kadar güzel yansıtıyor ki, bu kitabı okuduktan sonra ismi geçen tüm eserlerini okuma isteğiniz artıyor.

Tabii ki yazı yazma süreci Murakami için de 30 yılı aşkın süredir devam eden uzun soluklu bir yolculuk. Bu istikrarının sırlarını da Mesleğim Yazarlık eserinde bulabiliyoruz. Bunca yıldır yazma tutkusunun nasıl devam ettiğine, devam etmesi için gereken inatçılığa ve kendisi gibi olma yolundan vazgeçmemeye yaptığı vurgular sadece roman yazımı için değil hayatında istediği alanda başarılı olmak isteyen herkes için altı çizilmesi ve düşünülmesi gereken noktalar.

Ve nihayetinde bu sert rüzgar esip geçtiğinde yüreklerimizde bıraktığı kötü bir hayal kırıklığı hissiydi sadece. s.31

Aynı zamanda bu eserinde Murakami’nin kendisine röportajlarda sorulan sorulara gerçekten vermek istediği cevapları da okuyabiliyoruz. Serbest çağrışım tekniği ile konu başlıkları altında okuyucuyla dertleşmesini görebiliyoruz. Çünkü onu en iyi anlayacak kişiler yine onun okuyucuları. Bu açıdan onun hem kendisi, hem edebiyatı, hem de Japon toplumu hakkındaki anlatımını oldukça samimi bulduğumu söylemeliyim.

Murakami sonsöz bölümünde bu yazılarının ilk 6 bölümünün daha önce MONKEY isimli bir dergide yayınlandığını geriye kalanlarının ise son dönemde kaleme aldığı yazılar olduğunu belirtiyor. Birden bire ortaya çıkmış bir eser değil anlaşıldığı üzere. Zaman içerisinde içinde biriktirdikleri üzerinden kendisine bir bakış sunmuş. Bu da bir “eser” ortaya koyma konusunda endişeleri olan herkes için okunması çok keyifli bir kitap haline getiriyor Mesleğim Yazarlık’ı.

Yetmeyen gücün boşluğu daha sonra gayretle doldurulabilir. Ama kaybedilen şans geri kazanılamaz. s.112

Son olarak, 2015’te Japonya’da yayınlanmasının ardından Türkçeye Doğan Kitap tarafından Ekim 2019’da Ali Volkan Erdemir çevirisiyle kazandırılan deneme türündeki Mesleğim Yazarlık, toplamda 208 sayfadan oluşuyor.

Gelecek yayınımda bir başka eser ile görüşmek üzere,

Hoşçakalın!

Haruki Murakami – Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında

Merhaba, bu hafta sizlere kişisel olarak sevdiğim eserlerden birisi olan ve Haruki Murakami’nin okuduğum ilk eseri olan Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında romanını tanıtmak istiyorum. Doğan Kitap tarafından 2007 yılında Pınar Polat çevirisi ile basılmış bir eser. Bundan önceki yayınlarımda da yazarın İmkânsızın Şarkısı ile Koşmasaydım Yazamazdım eserlerini tanıtmıştım. Bu yayınlara ve yazar ile ilgili bilgilere kitapların üzerlerine tıklayarak ulaşıp okuyabilirsiniz.

Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında

Romanın hikayesine geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum. Bu yayınımda bir önceki yayınlarımdan farklı olarak romanı ayrıntılı olarak ele almayı düşünüyorum. Eğer romanı okuduysanız hikayeyi anlatmaya ve not almaya başlayalım isterseniz.

Romanın baş kahramanının adı Hajime ve kendisi tek çocuk. Bu durum romanda özellikle vurgulanmakta. Hajime ilkokulda kendisi gibi tek çocuk olan Shimamoto adlı bir kız ile tanışıyor. Shimamoto doğduğunda felç geçirdiğinden dolayı sol bacağı aksamakta. İkisi de tek çocuk olduğu için birçok konuda ortak noktalar buluyorlar ve birbirleriyle iyi arkadaş oluyorlar. Ancak ilkokul bittikten sonra ikisi de farklı ortaokullara gittiklerinden görüşemez oluyorlar. Yinede Hajime, Shimamoto’yu hiç unutmuyor ve onu her zaman düşünüyor. Şimdi bu noktada Hajime ve Shimamoto’nun tek çocuk olduklarını ve Hajime’nin Shimamoto’yu unutmadığını kenara not düşmenizi isteyeceğim. Devam edelim.

Hajime lise 2. sınıfta İzumi adında bir kız ile çıkıyor. Fakat İzumi’den hoşlanmasına rağmen arada sırada onu Shimamoto ile kıyasladığı anlar da oluyor. Lise 3. sınıfta Hajime, İzumi’nin kuzeni ile birlikte olunca İzumi ile ayrılıyorlar. Tabiki İzumi bu olaydan derinden etkileniyor. Sonra ise Hajime üniversiteye giriyor ve mezun olduktan sonra da bir şirkette çalışmaya başlıyor. Bu kısmın romanın çözümlenmesi noktasında önemli olduğunu düşünüyorum. Hajime hayatının bu döneminde sürekli tek başına zaman geçiriyor ve bazen İzumi ile Shimamoto’yu düşündüğü de oluyor. İşte bugünlerden birisinde Hajime Shimamoto’ya benzeyen, sol ayağı aksayan bir kadın görüyor ve onu takip ediyor. Kadını takip ederken bir erkek Hajime’yi kolundan tutup kadının peşini bırakmasını isteyip ona içinde para olan bir zarf veriyor. Şimdi bu para dolu zarfı kenara not almanızı isteyeceğim.

Bu olayın üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra Hajime, Yukiko adında bir kadın ile tanışıp onunla evleniyor. Sonrasında Yukiko’nun ailesinin desteğiyle de bir caz bar açıyor. Herhalde bu kısım hepimize tanıdık gelmiştir. Haruki Murakami gerçek hayatında da caz bar işletmiş birisi çünkü. Hajime’nin bar açtığını duyan eski bir arkadaşı onu ziyarete geliyor ve o sırada İzumi’den bahsedip onun kötü bir durumda olduğunu anlatıyor. Bu noktada Hajime’nin İzumi’nin bu durumundan kendisini suçlu hissetmeye başladığını da söyleyebiliriz herhalde. Daha sonra bir gün bara Shimamoto çıkageliyor ve zamanında takip ettiği kadının da kendisi olduğunu söylüyor. Üç ay sonra Shimamoto tekrar bara geliyor ve ondan sonra Hajime ile Shimamoto birçok kez buluşmaya başlıyorlar. Ancak Shimamoto yine ortadan kayboluyor. Bir süre sonra Shimamoto tekrar çıkageliyor ve Hajime’ye küçükken birlikte dinledikleri plağı hediye ediyor. Hajime plağı dinlemek için Shimamoto’yu yazlığına davet ediyor. Orada birbirlerine aşklarını itiraf ediyorlar ve birlikte oluyorlar. Sonrasında Hajime, Shimamoto’dan kendisi ile ilgili her şeyi anlatmasını istiyor. Fakat Shimamoto her şeyi anlatacağını söylese de ertesi gün çekip gidiyor. Üstelik hediye ettiği plak da yok oluyor. Son olarak plağın yok olduğunu da kenara not almanızı isteyeceğim.

Hajime kafası karışmış bir şekilde eve dönüyor ve ondan şüphelenen karısı hayatında başka bir kadın olup olmadığını soruyor ona. Hajime de bunu kabul ediyor. Bu sırada Hajime Shimamoto’nun birden bire yok olmasının nedenini de sorguluyor ve o anda içinde para olan zarfı hatırlıyor. Ancak her yeri kontrol etmesine rağmen zarfı bulamıyor. Bu da onun oldukça kafasını karıştırıyor. O anda kendisini dışarı atıyor ve taksinin içerisinde İzumi’yi görüyor. Zamanında İzumi’yi derinden incittiği aklına geliyor. Romanın tam olarak bu sahnesinde Hajime’nin geçmişle yüzleştiğini görüyoruz aslında. İlerleyen zaman ile birlikte Hajime yavaş yavaş normal hayatına dönüyor. Shimamoto’yu da unutmaya başlıyor haliyle. Romanın sonunda da Yukiko ile konuşup yeni bir hayata başlamaya karar veriyorlar. Roman burada sona eriyor.

Şimdi biraz çözümleme yapalım. Bu romanı okurken genellikle çoğu okur Shimamoto karakterinin gerçekte var olup olmadığını çok fazla düşünmeyebilir. Ancak ben yukarıda size not aldırdığım yerlerden yola çıkarak, ki bunlar da çok net kanıtlar değil ama, Shimamoto karakterinin gerçekte var olmadığını düşünüyorum. Hajime’nin tek çocuk olmaktan kaynaklanan yalnızlığını çocukluğunda kendi kafasında karşı bir cins yaratarak telafi ettiğini düşünüyorum açıkçası. Bu düşüncemi de para dolu zarfın ve plağın gerçekte olmaması hatta Shimamoto’nun başkalarıyla iletişime geçtiği bir sahnenin de olmaması ile kendimce kanıtlayabiliyorum. Romanı derinlemesine okuyanların bu konudaki düşüncelerini de duymak istiyorum açıkçası. Konu ile ilgili yazının altına yorum yapabilirsiniz.

Roman ile ilgili yazmak istediğim daha birçok konu var ama bunu da yorumlar kısmına saklayayım şimdilik.

Bunu da Haruki Murakami’nin Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında romanını ele aldım. Gelecek yayınlarda görüşmek üzere.

Youtube kanalımızda yukarıda okuduğunuz yazının podcastini dinleyebilirsiniz;