Türkiye’deki Japonca Bölümleri

Türkiye’de beş (5) Üniversitede uzmanlık alanı olarak Japonca okunabilmektedir. Bu üniversiteler, Japonca bölümlerinin kuruluş yılları sırasıyla aşağıdaki gibidir:

Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Anabilim Dalı ile ilgili ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://japonoloji.humanity.ankara.edu.tr/anabilim-dali/

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, Japon Dili Eğitimi Anabilim Dalı

Anabilim Dalı ile ilgili ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://yde.egitim.comu.edu.tr/japon-dili-egitimi-genel-bilgiler.html

Erciyes Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi
Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Anabilim Dalı ile ilgili ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
https://edebiyat.erciyes.edu.tr/programlar/Japon-Dili-ve-Edebiyati/Edebiyat-Fakultesi/2/2135

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi
Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü, Japon Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Anabilim Dalı ile ilgili ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
https://japondili.nevsehir.edu.tr/tr/hakkimizda

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Yabancı Diller Fakültesi
Japonca Mütercim ve Tercümanlık Bölümü

Bölüm ile ilgili ayrıntılı bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. https://jde.asbu.edu.tr/tr/hakkimizda

Fuminori Nakamura – Hırsız

Toplumun bize biçtiği rolleri oynarken memnun muyuz yoksa mecburiyetin getirdiği sorumluluklar yüzünden mutsuz bir hayatı seçmek zorunda mı kalıyoruz? Fuminori Nakamura’nın Hırsız romanında yankesici Nişimura üzerinden bu sorunun cevabını arıyoruz.

Kitabın ilk baskısı 2009 yılında Suri (掏摸) başlığıyla Japonya’da yapılmış. 2010 yılında, yazar bu romanıyla Kenzaburō Ōe Ödülü’nü kazanmış. Bu ödül ile birlikte roman da uluslararası bir popülerlik elde etmiş.  Ardından 2012 yılında İngilizceye çevrilmiş ve oldukça güzel tepkiler almış. Kitabın Türkçe baskısı ise 2017 yılında Doğan Kitap’tan Mehmet Gürsel çevirisiyle, Hırsız ismiyle çıkmış.

Kitabın Türkçe baskısında kitabın Japonca orijinalinden çevrildiğiyle ilgili bir bilgi bulunmuyor. Muhtemelen İngilizce çevirisi temel alınarak Türkçeye kazandırılmış. Ancak kitabın İngilizce çevirisi güzel tepkiler almış. Ayrıca kitapta Japon kültürüyle ilgili çok fazla bilgi ve terim olmaması nedeniyle okurken çeviri anlamında bir sıkıntı yaşamadım.

Kitapta yankesicilik yaparak hayatını sürdüren Nişimura’nın hikayesini okuyoruz. Tokyo’da yaşayan ve sadece zenginlerin cüzdanını çalan karakterimizin hayatı alacağı bir işle birlikte değişir. Arkadaşları ya da ailesi olmayan ve bu nedenle yalnızlığından muzdarip karakterimiz bu işe başlayarak hayatını sorgulamaya başlar.

Nişimura yalnızlığı nedeniyle sıkıntılar çekse de duygusal olarak kimseye bağlanamayan bir karakter. Bunun sebebi de geçmişinde sevdiği insanlarla bir şekilde yollarının ayrılmış olması. Her ne kadar yankesicilik yaparak toplumda yer edinmiş zengin insanlara bir ceza verdiğini düşünse de temelde cezalandırmak istediği kişi kendisi. Çünkü duygularından kaçması için hırsızlık yapmaya ihtiyacı var.

“Gerilim ve abartılı sorumluluk duygusu, insanın kabiliyetinin sınırlarını en üst seviyeye çıkartabilir, diğer yandan, çok fazla baskı uyguladığın takdirde ters etki yapıp hataya da yol açabilir.” (syf. 114)

Nişimura aynı zamanda diğer insanlara hiçbir değer vermiyor. Bunun temelinde de yine geçmişinde bağlandığı kişilerle yeterince vakit geçiremediğini düşünmesi. Ancak bu durum, gittiği markette hırsızlık yapan anne ve çocuğuyla karşılaştığında değişmeye başlıyor. Nişimura onların market görevlileri tarafından fark edilmemesi için yardım ediyor ve uzaklaşıyor. Ancak çocuk peşini bırakmıyor ve iyi bir yankesici olma eğitimi almak için Nişimura’yı takip ediyor. Nişimura çocukla fazla ilgilenmek istemese de zaman içinde çocukla arkadaş oluyor. Onu yankesicilik yapmaktan ve toplumun dışladığı kesimin bir parçası olmaktan uzak tutmaya çalışıyor.

“Mülkiyet kavramı olmasaydı çalmak diye bir kavram da olmazdı, öyle değil mi? Dünyada açlık çeken tek bir çocuk bile olduğu müddetçe, her türlü servet çalıntıdır.” (syf. 27)

Kitap boyunca, Nişimura ve kitaptaki karakterler aracılığıyla toplumdaki etik değerler sorgulanıyor. Bu kısımları okurken üzerinde çokça düşündüğüm durumlar oldu.

“Bu senin kaderin… Kader, güçlü ve zayıf arasındaki ilişki gibidir, sence de öyle değil mi? Dine bak mesela… Yehova’ya tapan İsrailliler… Ondan neden korkuyorlardı? Tanrılar güçlüydü de ondan, öyle değil mi? Tanrılara inanan herkes, bir yere kadar korkar onlardan. Tanrılar bu nedenle çok güçlüdürler.” (syf. 107-108)

“İnsanlar aynı anda hem büyük hem de küçük uyarıcılarla uyarıldıklarında, küçük olanı görmezden gelme eğilimindedirler.” (syf. 11)     

“Piramidin en üstünde olan insanlar açısından, emrinde çalışanların ölüm kalım meseleleri önemsizdir.” (syf. 156)

Polisiye ağırlıklı bir öykü üzerinden bir karakterin psikolojik durumunu güzel tahlillerle ortaya koyan kitap, oldukça akıcı ilerliyor. Olay örgüsü, okuyucuyu sonraki sayfalarda ne olacağını merak ettirecek şekilde kurulmuş. Bazı kısımlarda, diyalogların ya da konunun ne olduğunu anlamak biraz zorlayabiliyor çünkü her olay ve karakter tam olarak açıklanmamış ve tahmin etmesi okuyucuya bırakılmış. Bu kimine göre bir eksiklik olarak görülebilir ancak karakter odaklı bu hikayede karakterin değişim yolculuğu ön planda olduğu için büyük sorun teşkil edeceğini düşünmüyorum.

Karakterin psikolojisini ele alan ancak buna rağmen durağanlaşmayıp aksiyon içeren polisiye öyküleri seviyorsanız göz atmanızı öneririm.

Herkese iyi okumalar!   

***

Bu yazının videosuna “Tepedeki Rüzgar” kanalından ulaşabilirsiniz…

Natsume Soseki – Cam Kapının Ardı

Merhaba, Japon Edebiyatı serimizde bu hafta sizlere tanıtmak istediğim eser, Natsume Soseki’nin Africano Kitap tarafından Zeynep Gençer Baloğlu’nun çevirisi ile Temmuz 2020’de basılan Cam Kapının Ardı (硝子戸の中 Garasudo no Uchi).

Japonya’nın en önemli yazarlarından birisi olarak kabul edilen Soseki’nin bugün tanıtacağım eseri otobiyografik bir anlatım olarak nitelendirilebilir. Bir yazarın kendi hayatında yaşadığı dönemde onu çok etkileyen ve yazılar yazmaya iten olayları, kişileri, nesneleri ilerleyen yaşında kaleme alması onun edebi kişiliğinin oluşumuna etki eden etmenleri de okuyucuya sunuyor. Soseki’nin amacı ise bu değil. O sadece, Asahi Gazetesi’nin 1915 senesinin bahar aylarında, yani yazarın ölüm tarihinden bir yıl önce, kendisinden yazı talep etmesi üzerine kalemi eline alıyor. Alıyor almasına ama kendisinin de 2 sene boyunca bulunduğu Avrupa’dan patlak veren ve Japonya’ya dahi uzanacak olan 1. Dünya Savaşı’nın etkilerinin farkında olarak ekonomik kriz, ülke siyaseti, savaş atmosferi gibi herkesin bambaşka dertlerinin olduğu bir kaos ortamında kimseye dokunmadan veya kimseyi kırmadan kendine dönüyor. Kalemiyle kendi geçmişine doğru bizi de kendisiyle birlikte bir yolculuğa çıkıyor. İşte bu yolculuk 13 Ocak-23 Şubat tarihlerinde Asahi Gazetesi’nde 39 bölüm halinde yayınlanarak bizlere ulaşıyor.

Yazar sanki her bir yazısında aslında kendi hayatının son demleri olduğunun farkındaymışçasına hayata bir veda şeklinde notlarını bizimle paylaşıyor. Bu kesinlikle bir hesaplaşma değil, kabullenilmiş bir yaşam. Sanki tüm yaşamını cam bir kapının ardından gözlerinin önünden geçirerek ona göre kayda değer etki bırakanları birer birer anıyor. Yazım dili o kadar samimi ki sanki çok eski bir dostunuzla karşılaşmış ve onu dinliyormuşsunuz hissine kapılmamanız elde değil.

Ailesinden, köpek ve kedilerinden, arkadaşlarından, yazarlık kariyeri boyunca başına gelen ilginç olaylardan ve çocukluğuna, gençliğine kadar Soseki’yi kendi ağzından dinleyerek tanıyabileceğiniz enfes bir anlatım var elimizde. Belki de Soseki’nin eserlerine başlamadan okunması gereken ilk kitap. Onun düşün ve yazın dünyasına dair ipuçlarını yakalarken aslında dönemin güncel siyasi olaylarını da ne kadar yakından takip ettiğini yaptığı benzetmelerde hemen fark edebilirsiniz. Tabii yaşının ilerlemesiyle yazısına da işleyiveren minik dersleri de kitabı okurken alabilirsiniz.

Sizler de Soseki’nin Cam Kapının Ardı isimli kitabını okuduysanız kitabın size hissettirdiklerine dair bir yorum bırakmanız bizleri mutlu edecektir.

Bu arada daha önce sizlerle Soseki’nin hayatı hakkında da bilgilere yer verdiğimiz Madenci isimli eserini paylaşmıştık. Bu yayınımızı da aşağıdaki linkten podcast olarak dinleyebilirsiniz.

Yeni bir yayında görüşmek üzere,

Hoşçakalın!